Sevgili Dark aşıkları… Bir Dark özetimize daha hoş geldiniz! Yine yılın o “Ne olmuştu bu Dark’ta yahu?” soru işaretli zamanına gelmiş bulunuyoruz.

Tahmin edersiniz ki 2. sezon özeti yazmak baya zor ve nereden başlasam bilemediğim bir durum haline geldi benim için. Ben de bu nedenle olaylar üzerinden gitmeye ve final sezonuna başlarken hatırlamanız gereken önemli olayları yazmaya karar verdim. Gayet uzun bir yazı olduğu için sorular üzerinden yalnızca hatırlamadığınız yerlere bakabilirsiniz veya diziyi izlerken soru işaretiniz olduğu noktada bu yazıdan yardım alabilirsiniz.

Ayrıca eğer okuduğunuz bölümün sahnesine göz atmak isterseniz anlattığım konuların hangi bölümde yer aldığına da şu yöntemle ulaşabilirsiniz:

  • 21 Haziran: 2. sezon 1. bölüm 
  • 22 Haziran: 2. sezon 2. bölüm
  • 23 Haziran: 2. sezon 3. bölüm
  • 24 Haziran: 2. sezon 4. bölüm
  • 25 Haziran: 2. sezon 5. bölüm
  • 20 Haziran 2019: 2. sezon 6. bölüm
  • 26 Haziran: 2. sezon 7. bölüm
  • 27 Haziran: 2. sezon 8. bölüm

Umarım bu yazı size diziyi hatırlamak ve anlamak konusunda yardımcı olur. Keyifli okumalar!


….“Kim kimdi?” hatırlamıyorsanız, kişiler üzerinden birinci sezonu anlattığım geçen seneki Dark özetime buradan bakarak başlayabilirsiniz.

Öncelikle kısa kısa sezon hakkında hatırlatmalarla ve kimin hangi senede olduğuyla başlayalım: 

  • Dark 2. sezonda, 6 gün öncesinden başlayarak 27 Haziran 2020’de gerçekleşecek kıyamete giden süreci ve kıyamet gününü izliyoruz. Bunlara ek olarak, bir bölümde de yalnızca Michael Kahnwald’ın intihar ettiği günde yaşananları izliyoruz.
  • 2020’ye geldiğimizde, Jonas Kahnwald’ın ortadan kayboluşu üzerinden 6 ay geçmiş durumda ve Jonas da “kayıp çocuklar” arasında yerini almış.
  • Çünkü aslında esas oğlanımız Jonas, bu sırada gelecekte yani 2053’te ve burada şunları öğreniyor: Claudia Tiedemann’ın kıyamet sonrası hazırladığı ses kaydını dinlediğinde 27 Haziran 2020’de kıyametin kopacağını koptuğunu, Winden’da çok az insanın sağ kurtulduğunu ve “eğer Tanrı parçacığı düzgün kontrol edilebilirse geçmişe dönüp hepsini kurtarmanın mümkün olduğunu” öğreniyor. Bu kısımda öldüğünü öğrendiğimiz isimlerse: Aleksander Tiedemann, Torben Wöller (bir gözünde bant olan polis) ve Martha Nielsen. Jonas’ın bundan sonraki tek hedefi Martha’yı kurtarmak oluyor.
  • 2020’deyken öğreniyoruz ki 27 Haziran’ın bir önemi daha var, o da AKW’in (nükleer santralin) kapanıyor oluşu.
  • Bu sırada, Jonas’ın 2053’teki hali olan yetişkin Jonas ise 2020’ye geliyor ve bu sezonu 2020’de geçiriyor. Hannah Kahnwald’a gelecekten geldiğini ve aslında oğlu Jonas olduğunu açıklamakta biraz zorlanıyor ama sonunda başarıyor. Hatta zaman makinesiyle Hannah’ı 1987’ye götürüp Mikkel’i gösteriyor. Hannah da kocasının aslında Mikkel’in yetişkin hali olduğunu öğrenmiş oluyor.
  • Tabii, 2020’ye geldiğimizde ortadan kaybolmuş olan bir isim daha var: Ulrich Nielsen. Çünkü kendisi aslında 1953’te, küçük Helge’ye saldırdığı için hapiste. Katharina Nielsen ise önce oğlu Mikkel, arkasından da eşi Ulrich’in kaybolması nedeniyle biraz kafayı yemiş halde ve mağarayı araştırıp bir şeyler bulmaya çalışıyor.
  • Çocuklarsa artık neye inanıp neye inanmayacaklarını bilmiyor haldeler. Birinci sezon sonunda hatırlarsanız Bartosz Tiedemann, Noah’a yardım etmeye başlamıştı. Bartozs bu şekilde “kullanılmaya” devam ediyor. Martha ve Magnus Nielsen da hem kardeşleri hem de babalarının kaybolması sonrası bir de annelerinin onlarla hiçbir şekilde ilgilenmemesiyle karşı karşıya kalıyorlar. Martha, annesinin (Katharina Nielsen’ın) eşyalarına baktığında, annesinin mağarayı araştırdığını öğreniyor ve bundan sonrasında mağara onlar için de önemli bir hal alıyor.
  • Charlotte Doppler, Ulrich’in 1953’e gittiğini biliyor ve artık eşi Peter ile bu konular hakkında konuşmaya başlıyorlar. Kendilerince olayları anlamlandırmaya ve çözmeye çalışıyorlar. Dedesinin yani namıdiğer saat tamircisi, H.G Tannhaus’un eşyalarını karıştırıyor ve 1921’de çekilen ve gezginlerin yer aldığı o meşhur fotoğrafı buluyor. Sezonun ilerleyen bölümlerinde, Charlotte zaman makinesinin planlarını da dedesinin eşyaları arasında buluyor. 
  • Aleksander Tiedemann, AKW’nin kapanıyor olmasından dolayı üzgün ve AKW’nin sır dolu geçmişini gizlemekle uğraşıyor. Bir yandan da tabii başına kasabaya yeni gelen polis (Clausen) çıkıyor. Birinci sezondan hatırlarsanız, Aleksander Tiedemann aslında bir suçlu ve gerçek adı da Boris Niewald. Adını ve kimliğini aldığı Aleksander Köhler’in abisi olduğunu sonradan öğrendiğimiz bu polis sezon boyunca Aleksander’ı uğraştırıyor.
  • Hatırlarsanız Regina Tiedemann kanserdi ilk sezonda. Regina’nın kanseri maalesef daha da ilerliyor ve evde tedavi görmeye devam ediyor. 

  • Biraz da 2053’ten bahsedelim: 2020’de küçüklüğünü izlediğimiz Elisabeth Doppler, yeni düzende Winden’da lider. 2053 senesinde insanlık olarak ileriye gideceğimize geriye gittiğimizin bir diğer örneği de Elisabeth’in insanları “cennet” vaadiyle kandırıyor oluşu. Ölü bölge isimli bir yerde Tanrı parçacığını gizliyor, kimseye bildiklerini anlatmıyor ve açıkçası kıyamet günündeki rolünü bekliyor. Cennet vaadiyle ilgili olayı da Jonas’a söylediği şu sözlerden daha net bir şekilde anlayabiliriz: “Bizim tek umudumuz o geçit. İnançsızlar zaten öldü. Kehanet gerçek olacak. Geçit açılacak biz de cennete gideceğiz.”
  • Son olarak da Charlotte Doppler’in müthiş ailesinden bahsedelim. Charlotte, aslında Elisabeth ve Noah’ın çocuğu. Elisabeth ve Noah’ın hangi sene birlikte olduğunu bilmiyoruz. Charlotte’nin ne zaman doğduğunu bilmiyoruz. Ama birinin Charlotte’yi alıp T.G. Hannhaus’a verdiği kesin. Bu noktada benim oyum Claudia’ya hatta yazının ilerleyen yerlerinde göreceğiniz gibi Noah da ima ediyor bunu bir sahnede. Şimdi gelelim işin diğer kısmına ki o da Elisabeth’in aynı zamanda Charlotte’nin kızı olması. Yani Charlotte, Elisabeth’in hem kızı hem de annesi. 🙂

İyice kafanızı karıştırmak ve bu konuyla alakalı Dark’tan daha karmaşık hikayeler olduğunu da kanıtlamış olayım diye (Ölene kadar Dark’ı savunacağız.) şu 2 dakikalık Dede Paradoksu videosunu da sizinle buradan paylaşıyorum.

Adam Kim ve Ne Yapmaya Çalışıyor?

Sezon boyu Adam diye birinin varlığını ve aslında Noah’ın yalnızca Adam’ın tarafındaki biri olduğunu öğreniyoruz. Adam’ın kim olduğu ile ilgili sorumuzsa sezonun en önemli anlarından birinde yani 6. bölümde cevaplanıyor. Adam’ın aslında esas oğlanımız Jonas’ın ta kendisi olduğunu öğreniyoruz. 

Gelelim Sic Mundus’a…

Sic Mundus, ne zaman kurulduğunu bilmesek de, 1921 yılından itibaren faaliyet gösterdiğini bildiğimiz, kurucusu-önderi Adam olan ve zaman yolculuğu yapan kişilerden oluşan bir topluluk.

Adam, zaman makinesi yapma macerasına çocukları kullanarak (Mads, Erik, Yasin) sığınaktaki sandalyede başlıyor. 1921’de gördüğümüz kilisenin altındaki mekanında yaptığı “Tanrı Parçacığı” ise bu zaman makinesi macerasının son ürünü. Yaptıkları “Tanrı parçağı” ile ilgili 25 Haziran 1921’de Jonas’a şunları söylüyor: “Teknolojik evrimin son ürünü ve düğümün sonunu getirecek. Bunun sayesinde tam olarak gitmek istediğin güne gidebileceksin. 33 yıl döngüsünü kıracak.”

Sic Mundus’un amacına dair bildiğimiz şey ise Adam’ın amacı ile eşdeğer olarak: zamana/Tanrı’ya karşı bir savaş. Yani sevgili Ramiz dayı esintili Adamcığımız, bir taraftan gelecekte olacak her şeyin, her zaman olduğu şekliyle olmasını sağlayıp şu an olduğu insan olmaya çalışıyor. Diğer taraftan ise yine her şeyin aynı kalıp Tanrı parçağının oluşmasını sağlıyor. Bu iki olay sonucunda nihai hedefi ise yeni bir dünya yaratmak.

Kısacası Adamcığımız Tanrıcılık oynuyor.

Bunu başardığını ise sezon finalinin sonunda “başka bir dünyadan” geldiğini söyleyen Martha sayesinde anlıyoruz.


Sic Mundus üyeleri arasında bildiğimiz kadarıyla: Adam, Noah, Franziska Doppler, Magnus Nielsen var. Aynı zamanda Noah’ın kardeşi  - Ulrich’in babaannesi -  Agnes’in de bir zamanlar Sic Mundus’ta olup daha sonra çıktığını biliyoruz.

Yukarıda bahsettiğim dörtlü ve Adam bildiğimiz kişiler olarak Sic Mundus üyelerini barındıran fotoğrafta zaten yer alıyorlar.

Bilmediğimiz diğer kişiler için ise fotoğraftan yaptığım birkaç tahmini yazacağım izninizle: 

Bu noktada 2020’de ölmeyen kişiler üzerinden tahmin yürütmek zorundayız.

  • Sığınaktakileri düşünürsek, arka sıradaki yaşlılardan birinin Peter Doppler olması çok olası.
  • Her ne kadar Regina Tiedemann sığınakta olsa da en son ölüm döşeğinde olduğunu düşünürsek arkadaki kişilerden birinin Regina olması pek olası gelmiyor bana.
  • Peki ya Elisabeth Doppler? Noah ve Elisabeth’in tam olarak hangi yılda birlikte olduklarını bilmiyoruz. Eğer bu geçmişte gerçekleştiyse, sağ en arkadaki kadının Elisabeth Doppler olması gayet olası. Ki buradaki hali, 2053’teki Elisabeth’ten daha genç gözüküyor ve Noah’la olan fotoğraflarındaki haline de açıkçası benziyor:
  • Gelelim sığınak dışında olan ama 2020’de bulunmayanlara, ilk olarak entrikalar kraliçemiz Hannah’ı 1954’te bıraktığımızı ama 1987’ye geldiğimizde ortalıkta yaşlı Hannah’ın olmadığını hatırlatmak isterim. Eee birtanecik Jonascığının annesini dışarıda bırakacak hali yok ya. Kısacası bu fotoğrafta Magnus ve Franziska’nın arkasında görünen kişinin ben Hannah Kahnwald olduğunu düşünüyorum.
  • Gelelim sığınak dışında kalan ama muhtemelen kurtulan bir diğer isme: Katharina Nielsen. 2020’de kıyametin koptuğu anlarda aşırı şov bir tesadüfle Katharina aslında mağaradaki kapıları buluyor. Bu sayede de yüksek ihtimalle kıyametten kurtuluyor tabii. Biraz zorlama olacak ama sol en arkadaki hanımefendi bana Katharina olabilir gibi geliyor.
  • Sezon boyunca tüm gençlerin büyük hallerini gördüğümüz halde asla Bartosz’un büyük hali yok ama onun da, eğer yaşıyorsa, 1921’de olması en mantıklısı olurdu diyebiliriz. Sezonun başındaki ilk sahnede Noah’ın öldürdüğü kişi, 1921 ile özdeşleşen fotoğrafta Magnus’un yanındaki kişi aynı zamanda. Birde üstüne fotoğrafları arasındaki benzerliği eklersek… Evet genç Noah’ın sezonun ilk sahnesinde öldürdüğü kişi çok yüksek ihtimalle: Bartosz Tiedemann.

Jonas, Adam’ın kendisinin gelecekteki hali olduğunu nasıl öğrendi?

Bu kısma kadar Adam’ın kim olabileceğini fazlasıyla düşünmeye başlamıştık aslında. Siz doğru tahmin yaptınız mı bilemem ama ben Adam ve Jonas karşı karşıya geldiğinde, kameranın uzak çekimiyle birlikte ikisinin boylarının eşit olduğunu görene kadar asla Adam’ın kimliğine emin olamamıştım. Bu boy olayından dolayı açıkçası “Adam, aslında Jonas değil.” tarzı teoriler bana pek de mantıklı gelmiyor ve geçen sezon da diziye güvenmeyip kendi teorimi oluşturmaktan ağzım yandığı için, bu konuda herhangi bir soru işaretim yok.

Adam, Jonas’a “Yolculuk, insanda derin izler bırakır. İnsan bedeni, ömür boyu yolculuk yapmayı kaldıramaz.” diyor. Gömleğinin yakasını açıyor, Jonas’ın da o sırada boynunda bulunan, ip izini gösteriyor ve sezona damgasını vuran o cümleyi söylüyor:

ICH BIN DU.

Yani “Ben senim.”

Bir sonraki gün yani 25 Haziran 1921’de, Jonas’ın ‘Adam’ın aslında kendisi olduğu’ fikrini sindirmeye çalıştığı için bir sürü soru sorduğu bir gün. Bu noktada cevapları tek tek yazma konusunda bonkör davrandım çünkü Jonas’ın almaya çalışırken sorduğu sorular, bizim de diziyi izlerken sürekli beynimizde dönen sorular. O nedenle Adam’ın cevapları gayet önemli. Tabii mesele Adam olunca şöyle bir sorun var: Anlattığı şeylerin ne kadarı doğru, ne kadarı yanlış, ne kadarında Jonas’ı kandırıp istediği şeyleri yapması için çabalıyor hiçbir fikrimiz yok. Yine de ben cevapları uzun uzun yazdım, ne kadarına inanmak isterseniz artık tamamen size kalmış.

Jonas, Adam’a “Her şeyi değiştirmenin bir yolu olmalı.” diyor ve Adam da “Bir kaçış yolu… Bu cehennemden nasıl kaçılacağını çözmek 66 yılımı aldı.” diyor. 

Sonrasında Jonas, Adam’a gelecekte (2054), Sic Mundus’un insanlığı cennete taşıyacağına dair bir kehanet olduğunu ve bunun bir din olup olmadığını sorar. Adam ise şu şekilde cevap verir:


Biz tam tersi bir yoldayız. Zamana karşı savaş açtık biz… Tanrı’ya karşı bir savaş. Yeni bir dünya yaratıyoruz, zaman olmadan, Tanrı olmadan. Şöyle ki, insanoğlunun binlerce yıldır dua ettiği, her şeyi bir arada tutan Tanrı, zamanın ta kendisi aslında. Başka bir şey değil. Düşünen, hareket eden bir varlık değil. Bir fizik kanunu. Kaderine ne kadar müdahele edebilirsen, zamana da anca o kadar edebilirsin. Tanrı, zamanın kendisi ve zamanın acıması yok. Doğduğumuz anda hayatlarımız tıpkı bir kum saatindeki kumlar gibi akıp gitmeye başlar. Ölüm, kaçınılmaz bir şekilde kapımızdadır. Kaderlerimiz, sayısız neden sonuç ilişkisinin birleşiminden başka bir şey değil. Işıkta ve gölgede. Evrenin tamamı, kaçışı olmayan koca bir düğümden başka bir şey değil. Ama bu anlamsız zulümden kurtulmanın bir yolu var.”

Jonas kaçış yolu varsa neden her şeyin olduğu gibi yaşandığını sorar. Adam:


“Her gelişme, bir öncekinin üstüne inşa edilir. Teker bulunmadan araba icat edilmedi. Benim de kendim olmam için ilk önce sen olmam gerekiyordu. Geçidi gördün. Sığınaktaki geçit. Sandalye, şu cihaz, gelecekteki düzen. Ama zincirin son halkası o değil.”

Bu konuşma sonrası Adam, Jonas’ı bir odaya getiriyor ve Tanrı parçacığını gösteriyor. “Gelecektekinin aynısı değil ama ikizi diyebiliriz. İnsanlar bunun için yüzyıllar boyu farklı isimler kullandı: Beşinci element, karanlık madde, Higgs alanı…” diyor. Jonas, Tanrı parçacığının nasıl oluştuğunu sorduğunda ise:

“Gelecekteki versiyonu, engel olmaya çalıştığın, iki gün sonra yaşanacak felaketle oluştu… Bunuysa biz yarattık. Teknolojik evrimin son ürünü ve düğümün sonunu getirecek. Bunun sayesinde tam olarak gitmek istediğin güne gidebileceksin. 33 yıl döngüsünü kıracak.”

  • Yani yaşanan her şeyin aynı şekilde kalması gerekiyor ki Adam sonuçta bu Tanrı parçağını yaratabilsin ve zaman makinesine kavuşabilsin.Bu nedenle Mads, Erik ve Yasin… hepsi bu Tanrı parçacığına ulaşmak için verilen kurbanlar.

Zeki esas oğlanımız hemen mesajı alıyor bu konuşma sonrası ve diyor ki “Bu yüzden buradayım. Benden istediğin bu. Her şeyin yaşanmasını önlemenin yolu, olacaklara baştan dur demek.”

Adam bu cümleyi onaylamıyor ama reddetmiyor da ve diyor ki “Soru şu ki başlangıç ne zaman ve nasıl fedakarlıklarda bulunmamız gerekecek?”

Bu noktada her şeyin başladığı günün Micheal’in intiharından bir gün önce olan 20 Haziran 2019 olduğunu anlıyoruz ve Adam diyor ki “Babanın, kendi canına kıymasına engel olduğun takdirde, ardından olacakların hiçbiri yaşanmayacak. Mikkel, geçmişe yolculuk etmeyecek. Sen, ben, biz doğmayacağız. Ama diğer herkes yaşayacak, Martha yaşayacak. Başarılı olursan dünyayı yeniden düzene sokacağız.”

Michael Neden İntihar Etti?

Adam, Jonas’a “Seni her şeyin başladığı güne yollayacağım ve sen her şeyi düzelteceksin.” tadında bir gaz veriyor, daha doğrusu Jonas kendi kendine bu gazı verirken Adam hiç araya girmiyor. Jonas’ın düşündüğü şu:“Michael’ın intiharından bir gün önceye gidip intihar etmesini engelleyeceğim ve böylelikle Mikkel hiç kaybolmayacak, ben de hiç doğmayacağım, Martha ölmeyecek ve her şey düzelecek.”

Ve Adam Jonas’ı tanrı parçacığı yardımıyla 20 Haziran 2019’a yolluyor.

2020 Jonas babasına gelecekten geldiğini ve her şeyi bildiğini söylüyor. “Sana ‘Yapma’ demeye geldim.” diyor ama Michael neden bahsettiğini anlamıyor. Jonas da “Kendini asacağını biliyorum.” diyor. Michael şok bu noktada çünkü aslında hiç de öyle bir planı yok ve biz daha da şokuz çünkü bu zamana kadar hep Michael’in, Mikkel kaybolmadan önce artık bu olaya daha fazla katlanamadığı ya da Mikkel’in kaybolması sonrasını görmek istemediği için falan intihar ettiğini sanıyorduk.

Jonas, babasına ona bıraktığı mektubu veriyor ve daha öncede saat tamircisinin yazacağı kitabın ona gelmesi gibi bir sahne yaşıyoruz. Jonas mektubu verirken “Senin intiharın her şeyin başlangıcı” diyor.

Mikkel 1986’ya Nasıl Gitti?

Bu noktada birinci sezondan beri merak ettiğimiz bir durumu öğreniyoruz. Birinci sezonda, Michael’in intiharı sonrası Jonas’ın eşyaları arasında bulduğu haritasında görmüştük ki Michael aslında geçitin yerini hiçbir zaman bulamamış. Bu nedenle de en başta nasıl olup da Mikkel’in geçmişe gittiğini hiç anlayamamıştık.

Aynı soruyu tabii Jonas da babasına soruyor ve içten içe beklediğimiz bir yanıt alıyoruz.

Bildiğimiz üzere Jonas ve Mikkel birlikte koşuyordu mağaradan gelen ses üzerine. Sonra Jonas’ın düştüğünü Mikkel’in ise koşmaya devam ettiğini biliyorduk. Bu noktada — aslında şu an 2020 Jonas olarak bildiğimiz Jonas’ın birkaç ay sonraki hali olacak — Jonas geliyor ve Mikkel’e ormanda bir şey olduğunu mağaraya dönmeleri gerektiğini söylüyor ve Mikkel’i tünelden geçiriyor. Gece burada beklemeleri gerektiğini söylüyor ve Mikkel uyuyunca gidiyor.

Tabii bunları duyan Jonas şok oluyor, o sırada babası ise aslında Jonas’ın gelme nedeninin ona “Yapma” demek değil de yapması gerekeni göstermek olduğunu fark ediyor ve şöyle diyor: “Belki de beni engellemeye gelmedin. Aslında belki de yapmam gerekeni göstermeye geldin. Belki de ne yazdığımı görmem için bana mektubu göstermeye geldin. Ben gideceğim ve sen yaşayacaksın… Ama bunların hepsi olmazsa sen doğmayacaksın ki.”

Jonas’ın yaşaması/doğması için neden Michael’in intihar etmesi gerekiyor?

Michael intihar etmezse, Jonas en başta olayları araştırmaya başlamaz aslında. Ne mağarayı arar, ne geçiti bulur, ne de başına tüm bu yıl boyunca yaşadıkları gelir. Bu şartlar altında da Michael intihar etmezse, Jonas en başta şu an olduğu kişi olamayacağı için Mikkel’in kaybolmasına da neden olamaz ve Mikkel hiç geçmişe gitmeyeceği için Jonas da hiçbir zaman doğamaz.

Biz trajedinin ortasındayken bir anda içeri Claudia giriyor. Jonas’a: “Işığın yolundan gidiyorum. Adam sana yalan söyledi. Her şeyin yine aynı şekilde yaşanması için seni buraya sürükledi. Adam hiçbir şeyi düzeltmek istemiyor. Her şeyi tarihe gömmek istiyor. Tüm bunlardaki rolün düşündüğünden çok daha büyük. Buna sadece sen kendin son verebilirsin. Bir savaştayız ve savaşta kendini karşına almalısın… yani Adam’ı.” diyor.

Michael’in intihar etmeye karar vermesi sonrası Claudia, Jonas’ı alıyor, bir yıl boyunca eğitiyor ve kıyamet gününe hazırlıyor.

Bu bölüm hakkında daha fazla detay için yalnızca 20 Haziran 2019 özelinde yazdığım “Her Şeyin Başladığı Gün” adlı blog yazımı buradan okuyabilirsiniz.

Claudia Tüm Bu İşlere Nasıl Bulaştı?

Bu sorunun gayet basit bir cevabı var aslında: Kendisi yüzünden.

22 Haziran 1987’de yaşlı Claudia, genç (1987) Claudia’yı AKW’de ziyarete geliyor.

İlk sezonda, Claudia’nın 1953’te kaybettiği köpeği Gretchen’i malum mağaradan çıkarken bulduğu bir sahne vardı hatırlarsanız. Bu noktada, aslında Gretchen’i bulması için yaşlı Claudia’nın getirdiğini öğreniyoruz.

1987 Claudia, mağaranın zaman yolculuğuyla alakası olduğunu burada öğreniyor.

Sonrasındaysa, yaşlı Claudia genç Claudia’ya zaman makinesini gösteriyor.

“İnsanlığın en büyük keşfi, aynı zamanda en büyük laneti…Zamanda, 33 yıl geriye ve ileriye yolculuk yapmanı sağlıyor. Döngünün tekrar tamamlanması için de tam 33 yıl gerekiyor. Ta ki sen, şu an durduğum yerde durana kadar. Bu hiç bitmeyen tiyatrodaki rolünü kabul edip gereken fedakarlığı yapacaksın. Beş gün sonra her şey baştan başlayacak.”

Son olarak “Adam’ı durdurmalısın diyor”, eline harita tutuşturuyor ve zaman makinesiyle oradan ayrılıyor.

Bu sahnede, Claudia’nın “Regina’yla çok zamanın kalmadı.” dediğini de belirtelim.

Yaşlı Claudia, zaman makinesiyle 1954’e dönüyor ve zaman makinesini gömüyor. Genç Claudia ise harita yardımıyla 1987’de o zaman makinesini buluyor.

23 Haziran 1987’de Claudia, Helge’nin ona AKW’nin genel müdür olduğunda hediye olarak verdiği hediyeyi hatırlıyor: Zamanda Yolculuk kitabı. Helge’yi ziyarete giderek, kitabı gösteriyor ve bu kitabı neden ona aldığını soruyor. Helge de onu anlayacak kişinin sadece Claudia olduğunu düşündüğü için aldığını söylüyor.

Helge’ye yaptığı ziyaret iyice kafasını karıştıran Claudia, bu sefer soluğu Zamanda Yolculuk kitabının yazarı saat tamircisine yani H.G. Tannhaus’un yanında alıyor. Ve hiç beklemediği bir cümleyle karşılanıyor:

“Tekrar karşılaşacağımız günü merak ediyordum.”

  • Hatırlatma: Yaşlı Claudia öleceği gün olan 23 Haziran 1954‘te saat tamircisine gidiyor. Tabii bu noktada Claudia’nın daha önce saat tamircisine gidip bir makine çizimi verip zaman makinesini yapmasını istediğini söylediğini hatırlatmakta fayda var. İlk içeri girdiğinde, saat tamircisi hemen makinenin henüz hazır olmadığını söylüyor. Claudia da o makinenin hazır olması için 33 sene geçmesi gerektiğini söylüyor ve saat tamircisine kendisinin gelecekte yazacağı kitabı veriyor. Ayrıca diyor ki: “Tekrar karşılaşacağız ve bana makinenin nasıl çalıştığını anlatacaksınız.”

33 sene sonra beklediği an gelen saatçi Claudia’ya yazgı paradoksundan bahsediyor:

“Yazgı paradoksunda bir obje ya da bilgi gelecekten geçmişe geri gönderilir. Bu yolculuk sonsuz bir döngü yaratır ve obje artık bu döngüde hiçbir yere ait değildir. Vardır ama aslında hiç yaratılmamıştır. Bu kitap zamanda yolculuk yapmış. Ben daha onu yazmadan o beni gelip buldu.”

Biraz üstte bahsettiğim gibi, yaşlı Claudia tarafından ona 1954’te söylendiği üzere, zaman makinesinin nasıl çalıştırıldığını şu an karşısında oturan Claudia’ya anlatması gerektiğini biliyor saat tamircisi.

“Paradoks şurada ki kısa süre öncesine kadar tüm bunları size açıklamam mümkün olmazdı. Ama geçen yıl biri bana her şeyi açıkladı. Bir başka zaman yolcusu…”

  • Hatırlatma: 2054 Jonas, 1986’da saat tamircisini ziyarete gidiyor ve elindeki zaman makinesini düzeltmesini istiyor. Bu sırada, saat tamircisiyle YA KİTABINIZDA YAZAN HER ŞEY GERÇEK DESEM tarzı bir konuşma yapıyor ve gelecekten geldiğini söylüyor.

Sonuç olarak, saat tamircisinden zaman makinesinin nasıl çalıştığını öğrenen Claudia, zaman makinesini çalıştırıyor ve kendisini 2020’de buluyor.

Zaman makinesini kullanan Claudia, kendisini 2020 senesinde buluyor ve maalesef Regina’nın kanser olduğunu görüyor.

Geçmişle ilgili bilgi toplamak için kütüphaneye gidiyor ve şunları öğreniyor:

  • Kendisinin bir anda ortadan kaybolacağını,
  • Regina ve Aleksander’in evleneceğini,
  • Babasının 26 Haziran 1987’de (yani iki gün sonra) evinde ölü bulunacağını.

25 Haziran’da 1987’ye geri dönen Claudia, soluğu eski AKW müdürü olan Bernd Doppler’in (Helge’nin babasının) yanında alıyor ve diyor ki:

Geçen yazki kaza… Hacim kontrol sisteminde yaşanan reaksiyondan kaynaklandığını söylemiştin. Verileri kontrol ettim. Her şey normal. Anlat, gerçekte ne oldu?”

Bernd Doppler “Bu işin peşini bırakmayacağını biliyordum” diyor ve Claudia’ya bir dosya uzatıyor. Şöyle devam ediyor:

“Kazadan sonra alandan örnek alıp incelemelerini istedim. Önünde duran da incelemenin sonuçları. Bütün varlıklara kütle kazandıran o parçacık.”

Hoş geldin tanrı parçacığı bebek!

Claudia Tiedemann:

“Bilgiler doğruysa, bilgileri kamuoyu ile paylaşmamız gerek.”

Bernd, tabii ki böyle bir şeye izin veremez çünkü bu bilgiye nasıl ulaşıldığı sorulur ve kazayı açıklamak zorunda kalırlar. Bu nedenle Bernd, Claudia’ya diyor ki:

“Elindekilerle istediğini yap ama benim adıma ve nükleer santralime bulaşma.”

Claudia, Babasını (Egon’u) Neden Öldürdü?

26 Haziran 1987’ye geldiğimizde babasının evinde ölü bulunacağını bilen Claudia, babasını kendisiyle yaşaması için ikna etmeye çalışıyor.

Diğer taraftan, Egon Tiedemann’ın aklı çok karışık (Bu konunun detaylarına “Ulrich Geçmişte Neler Yaşadı?” kısmında değineceğim). Çünkü Ulrich’in ikinciye mağaraya doğru giderken bulmasına anlam veremiyor. Mağarada ne olduğunu bir türlü anlayamıyor. Mikkel, Ulrich ve Mads’i düşündükçe ise “zaman yolculuğu” ihtimali kafasında canlanmaya başlıyor.

Claudia’ya bunlardan bahsetmeye başlıyor ama Claudia’nın sinirlendiğini görüyor. Egon olayı çözüyor ve diyor ki:

“Ne için buraya geldin sen? Biliyorsun! Zaman yolculuğunu biliyorsun! Hepsi AKW ile ilgili. Sen de bunların bir parçasısın. Mağaralar için arama emri çıkarmalıyız.”

Claudia; mağaralarda bir şey olmadığını, zaman yolculuğu diye bir şeyin de olmadığını söylüyor ama Egon ikna olmuyor tabii ve telefona yöneliyor.

Artık iyice sinirlenen Claudia:

“Bir hiç uğruna bilimle ilgili tüm öğreneceklerimizi riske atacaksın!” diyor ve telefonu babasının elinden almaya çalışıyor. Küçük bir arbede sonucu, Egon kafasını çarpıyor. Ambulansı aramak için telefonu eline alan Claudia’nın aklına gelecekteki halinin ona söyledikleri geliyor ve babasını kurtarmaktan vazgeçiyor:

“Gereken fedakarlığı yapacaksın. Her şey hep olduğu gibi yaşanacak. Ama her şey yolunda giderse Regina yaşayacak.”

Muhtemelen hayatı bir film şeridi gibi gözünün önünden geçen Egon, Claudia’nın kim olduğunu anlıyor ve diyor ki: Beyaz şeytan sensin!

1987 hakkında daha fazla bilgi için sırf bu yıl özelinde yazdığım blog yazısına buradan ulaşabilirsiniz.

Claudia Nasıl Öldü?

1954’e dönüyoruz ve başrolde Agnes Nielsen var. Hatırlamayanlar için Agnes, Noah’ın kardeşi ve Ulrich’in babaannesi.

Agnes, Helge’nin kulübesi olarak bildiğimiz kulübeye gidiyor. İçeride Claudia var. Claudia, Agnes’e Noah’ın geri döndüğünü belirtiyor ve diyor ki:

“Bir sonraki döngüye hazırlanıyorlar. Dört gün sonra.. Abin kör bir aptal. İnsanlara onca ızdırap çektirdi. Ama sonu gelecek.”

Agnes’e bir gazete kupürü veriyor ve “Bunu daha sonra bana vermen lazım” diyor.

Tabii bu noktada belirtmemiz gerekiyor ki Claudia’nın asıl amacı bu kupürün Noah’ın eline geçmesini sağlamak. Gazete kupüründeki haber ise yaşlı Claudia’nın bugün öleceğinin haberi.

Bu noktada devam edebilmek için hatırlamamız gereken bir olay var:

  • Dizi boyunca birçok farklı elde gördüğümüz deri bir defter var biliyorsunuz ki. Bu defterde olmuş ve olacak her şeyin yazdığını biliyoruz. Ama bu defterin son sayfaları eksik yani koparılmış. Ne defteri kimin yazdığını, ne de sayfaları kimin koparttığını biliyoruz. Bu defteri en çok elinde gördüğümüz kişi Noah ve kayıp sayfaları aradığını bildiğimiz kişi de yine ta kendisi.

Agnes, Noah’ın yanına gidiyor. Noah, Agnes’e onu Claudia’nın mı yolladığını soruyor ve Adam’ın onu geri almayacağını Agnes’in çoktan tarafını seçtiğini söylüyor. Agnes diyor ki:

“Son sayfaların yerini biliyorum. Claudia hepsini yanında taşıyor. Karşılığında Adam’a dönmek istediğimi söyleyeceksin, yeni döngü başlamadan.”

Aslında, Agnes Claudia’yı harcıyor ama zaten Claudia’nın en başta amacı buydu.

Ve bu uzun günü tamamlıyoruz artık: Noah ve Claudia bir araya geliyor. Noah, Claudia’ya “Her şeyimi aldın” diyor. Claudia ise:

“Öleceğimi biliyorum. Ama bu oyunu kaybedecek miyim acaba? Yoksa tüm bunlar, seninle karşılaşmamız, sen ve o elindeki silah… Nasıl oynayacağını hala öğrenemediğin oyunun bir parçası mı?”

Noah: “Artık piyonlarından biri değilim.”

Claudia: “Ama hala Adam’ın piyonusun. Sana vadettiği cennet bir yalandan ibaret. Size özgürlük hayali satıyor. Gerçekten özgür müsün, kendine sor bakalım. Gerçekten özgür olsan, bir seçeneğin olurdu. Seçeneğin var mı?”

Sonrasında Noah Claudia’yı öldürüyor ve defterin kayıp sayfalarını okuyor. Sonuç olarak da Charlotte’nin aslında kendi kızı olduğunu öğreniyor.

*Burada dikkat çekmek istediğim iki cümle var: Noah’ın, Claudia’ya “Her şeyimi aldın” ve “Artık piyonlarından biri değilim” demesi. Yani biz hiç görmemiş olsak da Noah’ın Claudia’nın tarafında olduğu bir zaman olduğunu öğreniyoruz. “Her şeyimi aldın” noktasından ise açıkçası ben Charlotte’yi Noah’tan koparanın Claudia olduğu çıkarımını yapıyorum. Bakalım üçüncü sezon beni haklı çıkaracak mı…

Claudia ve Adam Gerçekten Düşman Mı?

Bu soru ikinci sezon boyunca hep en merak ettiğim soru oldu açıkçası. Bana sorarsanız sorunun cevabı hayır. Çünkü ikisi de herkesi “Bir sonrakinde her şey farklı olacak, söz.” diyerek istedikleri şeyin olması için kandırıyor. Jonas’ın önce Adam tarafından sonra ise Claudia tarafından kandırıldığını biliyoruz. Noah’ın da aynı şekilde Adam tarafından kandırıldığını biliyoruz. Ayrıca yukarıda da bahsettiğim gibi Noah’ın, Claudia’ya “Artık piyonlarından değilim.” demesinden anlıyoruz ki Noah, Claudia tarafından da bilmediğimiz bir zaman diliminde kandırılmış.

Peki bildiğimiz kadarıyla amaçları ne?

Yukarıda da bahsettiğim üzere Adam’ın amacı yeni bir dünya yaratmak.

Claudia’nın amacı ise Regina’yı kurtarmak.

Peki amaçlarına ulaşıyorlar mı?

Sezon finalinde Martha’nın başka bir dünyadan gelmesiyle birlikte, evet, Adam amacına ulaşıyor.

Yine sezon finalinde, Regina’nın 2020’de sığınağa girerek kıyametten kurtulduğunu da bildiğimiz için, evet, Claudia da amacına ulaşıyor.

Ayrıca ikisinin zaman yolculuğu yöntemleri de birbirinden farklı.

(Adam’ın Jonas olduğunu düşünmezsek tabii… )

Adam, ilk başta Mads, Erik ve Yasin’i kaçırıp kullandığızaman makinesini ve sonra da tanrı parçağını kullanıyor.

Claudia ise saat tamircisine yaptırdığı zaman makinesini kullanıyor.

Tabii bundan sonra bu görüşümü değiştirecek başka olaylar yaşanabilir ama bence olay böyle.

Ulrich Geçmişte Neler Yaşadı?

Kronolojik gidelim ve önce 1954 ile başlayalım.

Öncelikle Ulrich, Egon’dan küçük Helge’nin eve döndüğünü öğreniyor ve şok oluyor. Helge’nin nasıl olup da Ulrich hapisteyken serbest bırakıldığını anlayamayan Egon, bir suç ortağı olduğuna kanaat getiriyor.

Bu sırada 26 Haziran 1954’te yaşlı Claudia’nın cesedi bulunuyor. Helge’nin ortaya çıktığı gün bu kadının gelip kendisinden özür dilediği aklına gelen Egon, Claudia’nın Ulrich’in suç ortağı olduğunu düşünüyor ve Helge’ye Claudia’nın fotoğrafını göstermeye gidiyor. Helge diyor ki:

“Bana o kadından bahsetmişti: Beyaz Şeytan. Bizi öldürmek istiyor. Hepimizi… Ama daha işe koyulmadı bile.”

“Bahsetmişti” derken Helge’nin kastettiği de muhtemelen Noah.

Egon pek ne olduğunu anlayamasa da  -1987’de öldüğü günekadar da anlayamacak -  Claudia’nın, Ulrich’in suç ortağı olduğuna karar veriyor ama bu “Beyaz Şeytanı” aklından hiçbir zaman çıkartamıyor.

*Hatırlatma: Yaşlı Helge’yi takip etmeye çalışırken kendini 1953’te bulan Ulrich, Helge’nin küçüklüğüyle karşılaştığını fark edince “Şimdi öldürürsem gelecekte Mikkel’e zarar veremez.” diyor ve Küçük Helge’ye saldırıyor, başında ölmesini bekliyor, öldüğünü düşündükten sonra da 2019’a geri dönebilmek için mağaraya doğru yol alıyor. Egon’un gençliği tarafından yakalanıyor ve AKW inşaatı arazisinde bulunan Yasin ve Erik’in cinayetleri de Ulrich’in üstüne kalıyor.

Hazırsanız entrikalar kraliçemiz Hannah geliyor!

Hannah 2020’deyken, gelecekten gelen oğlu Jonas’ın zaman makinesini alarak herkesten habersiz 1954’e gidiyor.

Sevgili entrikalar kraliçesi Hannahcığımız, polis merkezine geliyor ve hapse atılan adamın kocası olduğunu iddia ediyor. Kendisiyle ise Egon görüşüyor.

Hannah, Egon’a adının Katharina Nielsen olduğunu, başka bir şehirden geldiğini, hapisteki adamın kocası olduğunu düşündüğünü ve onu görmek istediğini söylüyor.

Seneler değişiyor ama Hannah’ın Egon’a yalan ifade veriyor oluşu hep aynı kalıyor…

Hannah’ı gören Ulrich tabii ki çok seviniyor ama o sırada kasap et, koyun can derdinde tadında bir olay yaşanıyor ve Hannah diyor ki:

“Şu an seçme şansın olsa Katharina’yı ya da beni? Kimi seçerdin? Zamanında biz beraberken, bana hiç ‘Seni seviyorum’ dedin mi hatırlamaya çalıştım…”

Can havliyle başka hiçbir şansı olmadığını bilen Ulrich:

“Seni sevdim, seni hala seviyorum. Beni buradan çıkarırsan Katharina’dan ayrılacağım, seni seviyorum.”

Tabii kraliçemiz inanmıyor ve diyor ki:

“Katharina bana ‘Kimseye ihtiyacın yok.’ dedi. Ama asıl sizin bana ihtiyacınız yok.”

Hannah Ulrich’in yanından gidiyor ve Egon’a adamın kocasına çok benzediğini ama aslında onun kocası olmadığını söylüyor. 1987’ye geldiğimizde Ulrich’i akıl hastalarının kaldığı hapiste buluyoruz. Yani Hannah gerçekten de hiçbir zaman Ulrich’i kurtarmıyor.

Ek olarak sahnenin devamında Hannah’ın neler yaptığından da bahsedelim biraz:

En başta soyadının “Nielsen” olduğunu söylediği için Egon da Hannah’a Agnes Nielsen’ı tanıyıp tanımadığını soruyor. Hannah tanımadığını söylüyor. Egon, Hannah’a şimdi ne yapacağını sorduğundaysa;

Entrikalar kraliçemiz bir sigara yakıyor ve diyor ki:

“Geldiğim yerde her şeyimi kaybettim. Tek istediğim YENİ BİR BAŞLANGIÇ!”

Evet dostlar, görüyorsunuz ki eğer Hannah Kahnwald’sanız kıyametten bile yırtabiliyorsunuz. Ayrıca Hannah’ın yılların intikamını er geç aldığını da görmüş olduk. Arkanıza yaslanın ve bu kadının intikam alışına güvenin!

*Bu sahnede anlıyoruz ki Hannah 1954’ten geri dönmüyor. Bu sahnenin yarattığı soru işareti ise, karısı ve Agnes’in kaçacağını bildiğimiz Egon ve Hannah arasında bir şey yaşanma ihtimali var mı? Öyle bir elektrik alıyoruz bu sahneden ama tabii cevabı bize zaman gösterecek.

1954 hakkında daha fazla detay için yalnızca bu sene özelinde yazdığım blog yazısına buradan ulaşabilirsiniz.

Sıra geldi 1987’ye…

1987’ye geldiğimizde Ulrich’in, 34 senedir bir kapalı klinikte olduğunu öğreniyoruz.

Gelelim Ulrich’in her zaman diliminde can düşmanı olan EgonTiedemann’a.

1987’de Egon emekli olmuş ve maalesef kanser. Mads’in kaybolmasının üzerinden de 1 yıl geçmiş (Mads Nielsen, Ulrich Nielsen’ın kardeşi). Az zamanı kaldığını bilen Egon, ölmeden önce Mads’i bulmaya çalışmaya karar veriyor.

Klinikte Ulrich’i ziyarete gidiyor. 34 senedir bir kapalı klinikte olan Ulrich, en büyük düşmanı Egon Tiedemann’ı karşısında görünce pek de şaşırmıyor.

Tabii, yaşlı Egon’un artık genç Ulrich’i tanıdığını hatırlatalım. Çünkü artık Mads kayboldu ve Egon genç Ulrich’in de başına bela oldu.

Bundan hareketle, Egon’a aslında Ulrich olduğunu ispatlamak isteyen yaşlı Ulrich, geçtiğimiz sene Ulrich’in odasına girdiğinde dinlediği şarkının sözlerini tekrarlıyor (1954’te de bu sözleri Egon’a yine söylemişti).

“My only aim is to take many lives, The more the better I feel”

Ulrich’in ona sözlerini söylediği şarkıyı hatırlayan Egon, plağı alıp Ulrich’e götürüyor ve diyor ki “Bu sözleri 1953’te söylemiştin ama şarkı geçen yıl çıktı, bu nasıl oluyor?” Ulrich, Egon’a aslında Ulrich Nielsen olduğunu ve gelecekten geldiğini açıklıyor.

Egon, bu olay sonrası evine geliyor ve eski dosyalarına bakarken geçen sene bulunan Mikkel yani Michael’ın dosyasına denk geliyor. Mikkel’in dosyasına baktığında ise babasının Ulrich Nielsen olarak yazdığını görüyor.

Sonrasındaysa, Mikkel’i görmek için Ines’in evine gidiyor ve Mikkel’in bir fotoğrafını alıyor. Aldığı bu fotoğrafı Ulrich’e götüyor. Fotoğrafı gören Ulrich çıldırıyor ve “Mikkel nerede?” diye bağırmaya başlıyor. Asıl soru nerede değil, asıl soru ne zaman Ulrichciğim…

Mikkel’in kendisiyle aynı senede olduğunu öğrenen Ulrichklinikten kaçıyor. Ines o sırada hastanede olduğu için Mikkel evde yalnız.

Mikkel, Ulrich’e “Bana tanıdık geliyorsunuz.” diyor.

Ulrich, “33 yıl bu anın gelmesini bekledim.” diyor. Sonra önündeki bardağı ters çevirip “Asıl soru nasıl değil, ne zaman? Böyle demiştin. Hatırlıyor musun?” diyor. Tabii, Mikkel olayı anlıyor ve “baba” diyip Ulrich’e sarılıyor. Paramparça olmuşuzdur. 🙁

33 yıldır bugünü bekleyen Ulrich’in artık daha fazla dayanacak hali yok tabii, Mikkel’i kaptığı gibi mağaraya doğru yola çıkıyor. Eve geldiğinde Mikkel’i bulamayan Ines ise hemen Egon’u arıyor. Tam mağaraya girmek üzerelerken polisler, Ines ve Egon geliyor ve Mikkel’i Ulrich’ten ayırıp Ulrich’i götürüyorlar. Evet arkadaşlar, tamı tamına ÜÇÜNCÜ KEZ Egon, Ulrich’in hayatını karartıyor.

Herkes Zaman Yolculuğu Olayını Nasıl Öğrendi?

Charlotte Doppler (1. Sezon) : 1953’te Helge’nin çocukken kaçırıldığını hatırlayan Charlotte, bu olayın yılıyla ilgili Peter’dan aldığı teyit sonrası bu kaçırılmanın da tam 66 yıl önce olduğunu fark ediyor. 33 yıl teorisi kendi açısından kanıtlanan Charlotte 1953 senesinin gazete arşivine baktığında ise hiç beklemediği bir şeyle karşılaşıyor: Helge’nin kaçırılması ve diğer iki çocuğun öldürülmesinin sorumlusunun 2019’daki iş arkadaşı Ulrich olduğunu görüyor.

Peter Doppler (1. Sezon) : Mikkel’in kaybolduğu akşam Helge’nin yani babasının kulübesinde otururken bir anda odanın içinde bir ışık oluşuyor, bir kapı açılıyor ve Mads Nielsen’ın cesedi bir anda önüne düşüyor. Ne olduğunu anlayamayan Peter, cesedin Mads’e ait olduğunu görünce hemen Tronte Nielsen’ı arıyor (Mads ve Ulrich’in babası). Tronte, Mads’in başında ağlarken bir anda içeri Claudia Tiedemann giriyor ve açıklaması gereken çok şey olduğunu söylüyor bu ikiliye. Sonrasında ise “Ama önce Mads’i bulunması gereken yere götürmemiz lazım.” diyor.

Hannah Kahnwald (2. Sezon) : Jonas’ın 2054 yılındaki yetişkin hali 2020’ye geliyor. Hannah’ı kendisinin Jonas olduğuna ikna ettikten sonra, Mikkel’in Michael olduğunu göstermek için annesini 1987’ye götürüyor. Hannah, küçüklüğüyle Mikkel’i bir arada görüyor ve her şeyi öğrenmiş oluyor. Hannah zaten daha sonra zaman makinesini alıp 1954’e gidiyor.

Martha, Elisabeth, Franziska, Magnus ve Bartosz (2. Sezon) : Noah, Bartosz’a bir zaman makinesi vermişti. Bu zaman makinesini Bartosz’ta gören çocuklar, ne olduğunu anlayamıyor ve “Jonas senin yüzünden mi kayboldu, Jonas nerede, Mikkel nerede, Ulrich nerede?” gibi sorular soruyorlar. 25 Haziran 2020’de Bartosz, onlara makinenin nasıl çalıştığını gösteriyor ve hep birlikte 1987’ye gidiyorlar. Artık çocuklar da zaman yolculuğundan haberdar…

Katharina Nielsen (2. Sezon) : En başta da bahsettiğim gibi Mikkel sonrası Ulrich’in de kayboluşuyla kafayı yemek üzere olan Katharina’ya Charlotte ve Peter her şeyi anlatmaya karar veriyor. 

24 Haziran 2020’de Charlotte, Katharina’ya Ulrich’i de Mikkel’i de bulduklarını ama burada olmadıklarını söylüyor.

Sığınağa gittiklerinde Peter, Jonas (2054) ve Hannah’ın da orada olduklarını görüyor Katharina. Charlotte, Katharina’ya “Mikkel’in mağarada olduğunu düşünüyordun. Haklıydın da Mikkel mağaradaydı ve Ulrich onu orada arıyordu. Ama mağaralarda bir şey vardı, zamanda bir çatlak…”

Jonas ise Katharina’ya “Jonas olduğunu ve Katharina’nın torunu olduğunu söylüyor.”

Katharina tabii inanmıyor ve önce hepsinin onla dalga geçtiğini, sonraysa hepsinin kafayı yediğini söylüyor. Gelecekten gelen Jonas’ın da dolandırıcı olduğunu iddia ediyor ve çekip gidiyor.

Hemen okula koşuyor, 1986 yılındaki Michael Kahnwald’ın sınıf fotoğrafına bakıyor ve Mikkel’i görüyor. Artık Katharina da zaman yolculuğundan haberdar…

Charlotte Babasının Noah Olduğunu Nasıl Öğreniyor?

25 Haziran 2020’de Charlotte dedesinin (H.G. Tannhaus’un) mekanına geliyor. Zaman makinesinin çizimlerini daha önce burada bulduğunu da hatırlatalım. Bu sırada, Claudia’dan aldığı kağıtlarla defterin kalan parçalarını tamamlayan Noah da Charlotte’nin yanına geliyor ve “Ben senin babanım” diyor. Noah:

“Charlotte, hakkımdaki düşüncelerini artık değiştiremem ama bunca zamandır ne yaptıysam olanlara bir son vermek için yaptığımı belki birgün anlayabilirsin. Benden tekrar koparılmaman için. Anneni benden koparılmaması için. Doğduğunda yaşama şansının düşük olduğunu düşündüler. Prematüre doğdun, miniciktin. Ama yaşamak istiyordun. Öyle güçlüydün ki. O küçücük elin parmağımı kavradı ve bırakmadı.”

“Bu fotoğrafı annen çekmişti. Seni geri getireceğime dair söz vermiştim ona. Yıllarca seni aradım. Ama meğer hep buradaymışsın. Adam senin o olduğunu biliyordu. Başından beri biliyordu. Şimdi yaşanacakların hazırlığını yapıyor. Son sayfaları okudum. Nükleer santral, Jonas… her şey tekrar yaşanacak. Kıyamet… İki gun kaldı. Ama şimdi yapmam gerekeni biliyorum. Adam’ın sonunu getirmeliyim. Herkesin yaşaması için. Sadece sığınaktakilerin değil.”

Son olarak da “Annen seni çok severdi, hala da seviyor.” diyip gidiyor.

Noah Nasıl Öldü?

27 Haziran 1921’de (kıyamet gününde), kayıp sayfaları okuyan Noah, Charlotte’nin kızı olduğunu ve Adam’ın başından beri bunu bildiğini ama onu kullanmak için sakladığını anlıyor ve kaderinin Adam’ı öldürmek olduğuna karar veriyor.

Noah, genç Noah’a şunları söylüyor: “Bu anın üzerine yıllarca düşündüm. Büyük halim bana bir şeyler söylemek istemişti ama söyleyememişti. Eğer şu an bildiklerimi bilseydin, bu noktaya gelmem için yapmam gerekenlerin hiçbirini yapmazdın. Eğer yürüdüğüm yolu yine aynı şekilde yürümezsen, yanında duran şu halim asla olmaz. Özgür değiliz, hareketlerimizi seçemeyiz. Çünkü isteklerimizde de özgür değiliz.”

Noah, Adam’ın yanına geliyor: “Bana yalan söylediğini biliyorum. Onları kurtarmaya çalışmadın. Hiçbirini. Açtığın savaş Tanrı’ya karşı değil. Savaşın insanlığa karşı. Buyur son sayfalar. Beni kurtardın. Banabir ton şey yaptırdın. Ama artık ne yapmam gerektiğin biliyorum.”

Noah, Adam’a silah doğrultuyor ama silah bir türlü patlamıyor. Adam:

“Claudia haklıydı. Bu oyunun nasıl oynandığından hala bihabersin. Zaman, hepimizle acımasız bir oyun oynuyor. Beni öldürmek kaderinde var sanıyorsun. Ama benim şu an ölmem ne kendi kaderimde var ne de senin kaderinde. Sadece tüm duygularımızdan arındığımızda gerçekten özgür olabiliriz. Sadece en değer verdiklerimizi feda etmeye hazır olduğumuzda… Charlotte senin kızın, Elisabeth’in kızı ve annesi. Hiçbirinin senin cennetinde yeri yok. Bu düğüm anca yok edildiği takdirde çözülebilir.”

Adam son cümleleri kurarken içeri Magnus, Franziska ve Agnes giriyor ve Agnes, Noah’ı vuruyor.

1921 yılı hakkında daha fazla detay için bu yıl özelinde yazdığım blog yazısına buradan ulaşabilirsiniz.

Kıyamet Gününde Neler Oluyor?

27 Haziran 2020’ye geldiğimizde birçok olay yaşanıyor. Açıkçası bence buraya kadar okuduktan sonra bu bölümü izlerseniz her şey kafanızda daha net oturur ama ben yine de tüm yaşananları aşağıda özetledim. Tabii bugün hakkında hatırlamamız gereken en önemli şey: Helge’nin kulübesi ve sığınak olarak bildiğimiz yerin aslında kıyamette kurtulacak tek yer olması.

  • Clausen (Alexander Tiedemann’ın kimliğini çaldığı kişinin abisi) AKW için arama emri çıkartıyor.
Dedektif Clausen 
  • 2054 yılı Jonas’ı bildiğiniz üzere hala 2020’de. Jonas, Martha’ya gidiyor ve “Öldüğünü bir kere gördüm, bir daha izin vermeyeceğim.” diyerek Martha’yı silah zoruyla sığınağa götürüyor.
  • Bu arada Bartosz’ta da bir tane zaman makinesi olduğunu hatırlatalım. Hatta çocuklar yukarıda da bahsettiğim gibi 1987’ye bile gittiler bir kez. Ama bu zaman makinesi Katharina tarafından çalınıyor. Kendini çok önemseyen Bartosz, Noah’ın ona neden ne yapması gerekmediğini anlatmadığını anlayamıyor ve isyan ediyor. Sonra Franziska da diyor ki “Nasıl çalıştığını göstermek belki de tek görevindi.”
  • Zaman makinesini çalan Katharina, sonra da Jonas’a gidiyor ve evde kimseyi bulamayınca çantasından mağara haritasını buluyor ve Jonas’ın çantasını alıyor. Michael’ın yani oğlu Mikkel’in de çocukluk albümünü yanına alıyor. Bu sırada Jonas eve dönüyor. Katharina, makinenin nasıl çalıştığını soruyor. Jonas:
    “Nasıl çalıştığını göstersem bile Mikkel’i geri getiremezsin. Çünkü ben ölemem, geleceğim zaten yaşıyor. Aynı şekilde sen de Mikkel’i geri getiremezsin.” Katharina da o zaman neden geri döndüğünü soruyor. Jonas:
    “İşleri kökünden engellemeye çalıştım. Ama mümkün değil, olmuyor. Bitiş noktası Adam. Ona dönüşmekten kaçamayabilirim belki. Ama bana olanların önüne geçebilirim.”
    Katharina, zaman makinesini almadan haritayla birlikte mağaraya gidiyor.
  • Wöller (bir gözü bantlı olan polis), Charlotte’ye AKW’deki üzerine beton dökülen radyoaktif atıkları söylüyor. Charlotte de AKW ile bağlantıyı anlıyor.
  • Sığınağın güvenli yer olduğunu bilen Peter, kızı Elisabeth’i sığınağa getiriyor. Burada zorla tutulan Martha ise kapı açılınca kaçıyor. Peter, diğer çocukları da sığınağa çağırıyor.
  • 1987’de Jonas (2020) zaman makinesini çalıştırıyor ve geçitleri açıyor. Sonra da Claudia (1987) ile birlikte zaman makinesiyle 2020’ye geliyor. Jonas, Claudia’ya Helge’nin kulübesine gitmelisin diyip zaman makinesini veriyor. Jonas ise annesi ve Martha’yı bulmaya gidiyor. Claudia da Regina’yı alıyor ve sığınağa geliyorlar.
  • Martha’nın artık güvende olduğunu düşünen Jonas eve geri dönüyor ve elinde silahla Adam’ı beklemeye başlıyor. Jonas’ın bu noktada hedefi Adam’ın Martha’yı öldürmesini engellemek ve Adam’dan kurtulmak. Tabii her zamanki gibi Adam ondan bir adım önde… Evden içeri genç Noah giriyor. Adam’ın ona Jonas ile arkadaş olacaksınız ama o sonra sana ihanet edecek dediğini anlatıyor. Jonas da Noah’a neden Adam’ın peşinden gittiğini soruyor. Noah:
    “Sen niye o kadının peşinden gittin? (Claudia’dan bahsediyor) Çünkü inanmak istiyoruz. Bize vaat edilen kurtuluş hayaline tutunuyoruz. Adam’ı öldürürsen, tüm kurtuluş umutlarını da yok edersin. O, kurtarıcı. Sen kurtarıcısın.” Sonra Jonas’a mektubu veriyor ve Martha’dan olduğunu söylüyor. Tabii biz mektupta ne yazdığını bilmiyoruz ama Jonas da “Bu imkansız” diyor. Noah:
    “Onları kurtarmalısın. Bartosz, Magnus ve Franziska. Sonra beni ve Agnes’i. Yeni döngünün başlaması için bu döngünün son bulması gerekiyor. Tıpkı kehanette yer aldığı gibi. Böylece Martha yaşayabilir.”Jonas da zaman makinesini alıp gidiyor çocukları kurtarmaya gidiyor. Bu sayede artık çocuklar da kıyametten kurtuluyor.
  • Genç yani 2020 Jonas’ımızsa eve geliyor, aklında annesini alıp sığınağa götürme fikri var. İçeri Martha giriyor. Tam birbirlerine kavuşmuşlarken maalesef içeri Adam giriyor ve diyor ki “Böylece döngü tamamlanır.” Ve devam ediyor:
    “Sana bütün taşların yerine oturduğunu söylemiştim. Şimdi tek gereken küçük bir dokunuş…”
    Jonas, “Bana yalan söyledin. Her şeyin tekrar yaşanmasını istedin. Hepsini sen tetikledin. Neden bunu istiyorsun?” diyor.
    Adam da “Çünkü bugün oluşacak şey sonun başlangıcı aslında. Karanlık madde. Onu gelecekte yeni amacına ulaştırabilmem için önce oluşması gerekiyor. Dünyanın sonunu getirecek. Her şeyi ben tetikledim. Ama düşündüğün şekilde değil. Senin şu anki halime dönüşmen için tetiği ben çektim.” diyor ve Martha’yı vuruyor. “Bazı acılar unutulmuyor. Bu acıyı hayatın boyunca taşıyacaksın. Ta ki sonunda vazgeçmeye hazır olana dek… Ondan da.” diyor ve evden gidiyor. 
  • Daha önce bahsettiğim gibi Charlotte bugün yaşanacakla AKW arasında bağlantı olduğunun farkında. O nedenle AKW’ye gidiyor ve olayı durdurmaya çalışıyor. Clausen inanmıyor ve kimyasal atıkların açılmasını istiyor.
  • Bu sırada 1921’de Fransizka, 2053’te ise Elisabeth tanrı parçacıklarını aktive ediyor. Bu sırada AKW’deki de oluşmaya başlıyor, yani asıl tanrı parçacığı… 
  • Kıyamet başlamadan hemen önce mağarada olan Katharina, ipleri buluyor ve tam kıyamet başlamadan önce bir kapıyı açıyor. Tanrı parçacığı oluşuyor. Bu noktadan sonra Katharina’nın 1954 veya 1987’ye gittiğini düşünebiliriz. Hangisi olduğunu da bu sezon öğreneceğimizi umuyorum.
  • AKW’deki tanrı parçacığı oluştuğunda Elisabeth (2054) ve Charlotte birbirlerini görüyorlar. Elisabeth işaret diliyle “Anne” diyor. Ellerini birbirlerine uzatıyorlar ve kıyamet başlıyor.
  • Kıyamet başladığında Jonas, Martha’nın başında “Sana söz veriyorum, her şeyi yoluna koyacağım.” diyor. Derken kapı açılıyor ve içeri yeni bir Martha geliyor. Jonas’a düşündüğü kişi olmadığını söylüyor. Bir cihaz çıkartıyor ve “Sonra anlatırım şimdi gitmemiz gerek diyor.” Doğal olarak Jonas da “Sen hangi zamandan geldin?” diye soruyor, yeni Martha da “ASIL SORU HANGİ ZAMANDAN DEĞİL, HANGİ DÜNYADAN GELDİĞİM” diyor.
  • Son durumda:
  1. Sığınakta: Genç Noah, Peter Doppler, Elisabeth Doppler, Regina Tiedemann ve Claudia Tiedemann (1987) var ve kurtuluyorlar.
  2. Bartozs, Magnus ve Franziska’yı, Jonas (2054) zaman makinesiyle kurtarıyor.
  3. Katharina mağarada kapı buluyor ve kıyametten kurtuluyor.
  4. Hannah ve Ulrich zaten 1954’te… 
  5. Geri kalan herkes ise ölüyor. Alexander Tiedemann ve Torben Wöller’in öldüğünü kesin olarak biliyoruz çünkü sezon başında mezarlarını görüyoruz. Ama Charlotte’nin mezarını 2054’te göremiyoruz. Yani normal şartlar altında Charlotte’nin ölmesi gerekir ama bahsettiğimiz dizinin Dark olduğunu düşünürsek, belli mi olur?

Bu olayla birlikte Dark 2. sezon hakkındaki önemli olayların sonuna geliyoruz. Tüm öğreneceğimiz şeyler bir yana, üçüncü sezonun beni heyecanlandıran başka bir kısmı da aslında artık Claudia ve Adam’ın yönettiği süreçten hatta dünyadan çıkıyor ve bambaşka bir dünyaya gidiyor olmamız. Fragmandan hiçbir şey anlamamış olmamızdan ve bu konuda bir sürü teori olmasından da tahmin edeceğimiz gibi efsane bir final sezonu izleyeceğimiz kesin. Bu yazıda, fragmanla ilgili teorilere yer vermedim hatta bu teorilere kendim de fazla bakmadım çünkü bu sezonun tadını kaçırmamız adına ne kadar az şey bilirsek o kadar iyi.

Geçen seneki yazımdan fark ettim ki bu yazı sonrası bana çok fazla soru soran oluyor. O nedenle eğer herhangi bir şey sormak isterseniz bana Twitter’dan ulaşabilirsiniz.

Keyifli seyirler, umarım bu sezonda tüm sorularımız cevaplanır!