Bin Dokuz Yüz SeksenDört (1984) – George Orwell

Distopya türünde geleceğe oldukça geniş bir pencereden bakan, her sayfasında farklılığın konuştuğu bir eser 1984. İnsanların özel hayatlarının işgal edildiği, her şeye mecbur bırakıldıkları, adeta bir robota dönüştükleri bir devri anlatıyor yazar. Büyük Birader tarafında yönetilen bu yer, en ufak yanlış bir düşüncede bile tele-ekranlar tarafından tespit edilerek oldukça katı kurallar çerçevesinde bir sistem oluşturulmuş. Yöneticiler acımasız, insanlar duygusuz, ruhlar yalnız bu kitabımızda.

“Örnek vermek gerekirse “özgür” sözcüğü yenisöylem’den çıkarılmış değildir, ama yalnızca “sokağa çıkmakta özgürsün” ya da “orman da yürümekte özgürce gezebilirsin” gibi deyişlerde kullanılabilmektedir. Eskiden olduğu gibi “siyasal özgürlük” ya da “düşünsel özgürlük” anlamında kullanılamamaktadır, çünkü siyasal ve düşünsel özgürlükler artık birer kavram olarak bile kayıplara karışmış, o yüzden de adlandırılmalarına gerek kalmamıştır.”

Simyacı – Paulo Coelho

Paulo Coello’nun akıcı ve masalsı anlatımıyla kitabın kendine has o büyüsü ve enerjisi etkiliyor okuyanı. Endülüslü bir çobanın İspanya’dan başlayıp Mısır’a uzanan yolculuğunu konu ediyor. Bu yolculuğu onu düşlerine ulaştırdığı kadar, hayatın hakikatine de ulaştırıyor. Kitap vermek istediği mesajları öyle yerlerde, öyle güzel veriyor ki hikayeyi bir hayat yolculuğuna dönüştürüyor adeta. Her insanın hayatında en az bir kere okuması gereken bir kitap olduğunu düşünüyoruz.

” Bir şeyi gerçekten istersen” demişti yaşlı adam ona, ”onu gerçekleştirmeni sağlamak için bütün evren işbirliği yapar. ”

Gör Beni – Akilah Azra Kohen

Cumhuriyetin kuruluşunun ilk yıllarında geçen roman iki zıt düşünce yapısında ve yaşayış tarzındaki ailenin aşkları ve değerleri arasında sıkışıp kalmasını konu alıyor. Tabi asıl konusu bu olsa da derinliğinde birçok bilgiye ve mesaja yer vermiş yazar. Adından da anlaşılacağı gibi “gör beni!“ diye bağırıyor kitap. Ayrıca kitapta yazar, dinler tarihi, insanlık tarihi ve yakın tarih hakkında dipnotlar ile sağlam temellere oturttuğu birçok bilgi veriyor. Kitabın en ilginç özelliklerinden biri de bölüm başlarındaki müzik önerileri ile zenginleştirilmiş olması.

Kitabın verdiği mesajların öğretici ve sorgulatıcı yönünü çok seveceksiniz.

“Şeklin ötesindekini göremeyenler en önemli anlamda kördürler. “

Küçük Prens – Antoine De Saint-Exupéry

Kendi gezegeninde gülü ile mesut bir hayatı olan küçük prensimiz bir yolculuğa çıkar. Uğradığı gezegenlerde ‘tuhaf’ bulduğu ‘büyüklerle’ karşılaşır; Ayyaş, Kral, Kendini Beğenmiş, İşadamı, Fenerci ve Coğrafyacıyla tanışır. Tilki, Yılan ve Gül ile konuşur.

Her karakteri ve yaşanan olaylar ile bize mesajları var bu eserin. Kendi içinde bir felsefe kitabı da diyebiliriz.

“Günaydın” dedi Küçük Prens. “Günaydın” dedi bir krala, bir sarhoşa, bir palyaçoya, bir bilgine… “Günaydın” dedi bir yılana, bir tilkiye, bir çiçeğe…

“Günaydın” demeli insanlara, bitkilere, canlılara… Tanımaya çalışmalı canlı cansız tüm varlığı. Sadece sayılarla görmemeli dünyayı. Renkleriyle, duygularıyla tanımaya çalışmalı, sorgulamalı, ısrarla sorgulamalı insan, öğrenmek için, anlamak için… İşte böyle yapıyordu Küçük Prens ve daha fazlasını. Bu küçük kitabı, bu derin kitabı, bu tatlı kitabı, bu yoğun kitabı tüm küçükler, tüm büyükler okumalı.

Dönüşüm – Franz Kafka

Yine bu yazarımız da hikayeyi somut bir olaya “ Gregor Samsa’nın bir gün böceğe dönüşmesine “ dayandırsa da asıl altında soyut anlamlar yatıyor, yazar sembol bir hikaye oluşturuyor.

Gregor Samsa’nın bir böceğe dönüşmesi, sistem içindeki çarkların bir dişlisi olan; eleştirmeyen, sorgulamayan, sadece boyun eğip, topluma uyan bir kişi olmaktan çıkıp, kendi bireyselliğini bulma ve dolayısıyla toplum dışına itilme anlamını taşıyor.

“Herkes beraberinde taşıdığı bir parmaklığın ardında yaşıyor. Paltom bile ağır gelirken nasıl taşırım koskoca dünyayı sırtımda?”

Satranç – Stefan Zweig

Stefan Zweig’in birçok kitabını okumuş ve beğenmiş olarak hepsini önerebilirim ama yazarı ilk okuyacaklar olanlar Satranç kitabıyla başlayabilirler. Zweig’in çoğu kitabının olduğu gibi bu kitapta hemen bir çırpıda bitirebileceğiniz, satranç öğrenme isteğimizi tavan yaptıran, Zweg’in karakter psikolojisini doruğa çıkarttığı bir eser olmuş.

Nazi döneminde yaşamış ve türlü türlü işkencelerle kendisinden bilgi almak için Dr. B bir odaya kapatılıyor ve odada yataktan başka hiçbir şey yok. Ama hiçbir şey! 4 ay sonra bir kitaba dokunuyor parmakları. O haz öyle inanılmaz ki; hatta uzun bir süre bakamıyor ne kitabı diye.

Sonra mı?

“Bize hiçbir şey yapmadılar, sadece bizi en mutlak anlamdaki hiçliğin içerisine yerleştirdiler. Çünkü bilindiği gibi dünyada hiçbir şey insan ruhu üzerinde hiçlik kadar ağır bir baskı uygulayamaz.”

Aşk Üzerine – Alain de Botton

Eminim ki birçoğunuz “ Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku” romanını okumuş ya da filmini izlemişsinizdir. Aşk Üzerine kitabıyla da birçok açıdan benzerlikler bulacaksınız.

İnanılmaz keyifli, kitabı okurken insanı aşk üzerine fazlaca düşündürten bir kitapla karşı karşıya kalıyoruz. Farklı düşünürlerin aşk üzerine yaklaşımlarını bir hikayeye oturtup aktarmaya çalışmış yazar. Aristo, Marx, Nietzsche’nin aşka yaklaşımından tutun, Wittgenstein, Tolstoy ve Stendhal’ın yaklaşımına kadar…

Kitaptan şu alıntıyla bitiriyorum;

“ Varoluşumuzu izleyen bir başkası olmadığı sürece gerçekte var olmadığımız doğrudur belki de, söyleyeceklerimizi anlayacak biri olmadan doğru dürüst konuşamayız, sevilmiyorsak tam anlamıyla yaşıyor olmayız. “