Şimdi yaşım çıkacak, ama sci-fi korku edebiyatına olan hayranlığımı besleyen ilk film The Evil Dead (1981) dün izlemişim gibi aklımda. Sam Raimi’nin yönetmenliğini yaptığı bu filmdeki Book of Dead (Necronomicon) inanılmaz bir yaratıcılıktaydı. Yalnız bu fikri, çok önceden yaşamış bir yazarın eserinden alıntı olarak filme eklendiğini öğrendiğimde baya şaşırmıştım. “Demek ki, yazarın hayal gücü ve eserleri o kadar kuvvetli ki, günümüz yönetmenlerine ilham kaynağı olabiliyor. Kesinlikle bu yazarı tanımalıyım.” diyerek eserlerini araştırmaya başladım.

H.P. Lovecraft’ın hayatı inanılmaz şekilde drama ile bezenmiş, adeta kendi kozmik korkusunu yaşamış diyebilirim. 20 Ağustos 1890 yılında Providence’da doğan Lovecraft’ın babası, yazar daha 3 yaşındayken sinir krizi geçirip bir hastaneye kaldırılıyor ve 5 sene sonra (matematiği benim kadar zayıf olanlar için Lovecraft 8 yaşındayken) burada ölüyor. Lovecraft’ın bakımını da annesi, büyük babası ve teyzeleri üstleniyor. Buraya kadar şimdilik doğal bir acı tecrübe gibi görünse de, asıl sıkıntıları annesi ve teyzesinin himayesi altındayken başlıyor. Yoğun baskı altında asosyal ve içine kapanık olarak büyütülüyor. Evden dışarıya adım atmasına bile izin verilmiyor. Bu durum nedeniyle, haliyle zaman içinde ciddi psikolojik ve alerjik rahatsızlıklar ortaya çıkıyor. Yalnız bu süreç, başka bir yönünü de tetikliyor.

Tuhaf şeylere ilgisi olanbu çocuk, anlatılan hayalet, cadı hikayelerinin onu çok etkilediğini fark ediyor.Küçük yaşta şiir ezberleyebiliyor, 4 yaşında okuyabiliyor. 5 yaşında ArabianNights‘ı (Binbir Gece Masalları) okuduktan sonra, annesinden odasında Arap Pazarı’na benzeyen bir köşe kurdurmasını istiyor ve buraya “Damascus Bazaar (Şam Pazarı)” adını veriyor. Yıllar sonra belki de bu kadar ünlenmesini sağlayan Deli Arap Al Hazred karakterini burada yaratacağından haberi bile yok o günlerde.

Arap kültürü, Yunan mitolojisi, derken 7-8 yaşlarına gelen yazar kendisinin Pagan inanışına sahi polduğunu söylüyor ve ilk kez korku hikayeleri yazmaya başlıyor. Hatta bu Paganizm sürecinde, kendince küçük sunaklar kurduğunu da belirtmeden geçmiyor. Kendisine örnek aldığı Edgar Allen Poe’nun eserlerinden etkilenen Lovecraft, daha 8y aşında kendisi için küçük bir kimya laboratuvarı kuruyor. Burda kendince küçük deneyler yapmaya başlıyor. Okul hayatıyla pek ilgilenmeyen yazarı, ileride lise hayatında oldukça zor günler bekliyor. Mezun olmasına az bir zaman kala, yaşadığı psikolojik bozukluklardan dolayı diplomasını alamadan okulu bırakmak zorunda kalıyor. Brown Üniversitesi’ne girme şansını da pek tabii bu şekilde kaybediyor ve ileride çok pişman olacağı bir dönem başlıyor.

Gazetelere astronomi ile ilgili yazılar yazmaya başlayan Lovecraft, dönemin ucuz dergilerinden birinde yazar olan Fred Jackson’ın bir romanını eleştiren bir mektup yazıyor. Kendisinin bile asla tahmin etmediği bir şekilde Birleşik Amatör Basın Birliği (BABB) başkanının dikkatini çeken bu mektup, onun bu birliğe giriş bileti oluyor. Zaman içerisinde editör pozisyonuna gelmesiyle, hayata tutunma enerjisi ve tazelikle dolan yazar, uzun zamandır beyninin en ücra kıvrımlarında olan kurgu hikayelerini yazmaya başlıyor. Tasvirlerindeki güçlü ifadelerle, tüylerimizi diken diken eden tarzıyla çok kısa bir süre içerisinde ciddi bir üne kavuşuyor. Bugün bile etkisinden çıkamadığımız eserleriyle, Cosmic Horror türündeki tüm filmlere de ilham kaynağı olan usta konumuna geliyor.

1936’da yazara konulan bağırsak kanseri teşhisi sonrası, yetersiz beslenme yüzünden 15 Mart 1937’de, doğduğu yer olan Providence’da hayata gözlerini yumuyor.

Ancak bu ölüm, tabii ki Lovecraft hayranlarının ikna olmasına yetmiyor. Bir grup hayran, 1997 yılında yazarın mezarını kazıyor ve hiçbir şeye rastlanmıyor. Yani Lovecraft orada değil. Yazdığı tanrıların onu himayesi altına aldıkları yönünde bir rivayet oluşuyor. Ciddi bir kitle, yazarın eserlerine hayat veren eski tanrılarla gerçekten konuştuğuna, onların elçisi olduğuna halen inanmakta. Uyumakta olan tanrıların bir gün uyanacağına eminler ve kendilerini evrenin sahibi olarak gören yüksek egolu insanlığa, gerçekleri gösterecekleri günü heyecan içerisinde beklemekteler.

Peki ben mi bu konuda ne düşünüyorum? Her fikrin bir ihtimal yarattığından yola çıkarak, fikrin babası Lovecraft’ın kendisini dinlemekten yanayım. Yazarın da dediği gibi “Yeniden öldüremeyeceğiniz bir şeyi asla diriltmeyin!” Eğer Cthulhu dünyamıza ayak basarsa, yaşam insanlık için asla eskisi gibi olmayacak.

OLD GOD “CTHULHU”

H.P. Lovecraft’ın Cosmic Horror türünde yazarın ilham kaynağı olduğu film ve diziler;

  1. Alien (1979)
  2. The Thing (1982)
  3. Re-Animator (1985)
  4. In the Mouth of Madness (1994)
  5. Event Horizon (1997)
  6. Uzumaki (2000)
  7. The Mist (2007)
  8. Pandorum (2009)
  9. The Thing (2011)
  10. The Cabin in the Woods (2012)
  11. Banshee Chapter (2013)
  12. The Void (2016)
  13. Stranger Things (2016 Netflix)
  14. The Endless (2017)
  15. Life (2017)
  16. The Mist (2017 Nexflix)
  17. Bird Box (2018 Netflix)
  18. Annihilation (2018 Netflix)
  19. Color Out of Space (2019)
  20. Underwater (2020)