Kütüphanemin en güzel yerinin sahibi Haruki Murakami ile tanıştırmak istiyorum sizi. Hepinizin bildiği ya da arama motoru ile üç tıklama sayesinde öğrenebileceğiniz bilgileri veya bütün kitaplarının konuları üzerinden bir güzelleme yapacağımı düşünmeyin. Sizi benim gözümden Murakami ile tanıştırmayı isterim. Neden kitaplarını heyecanla beklediğimi, bazı kitaplarını tekrar tekrar okuduğumu, neden Türkiye’ye gelse de tanışsak diye hayal kurduğumu..

Bir hediye ile gelen hayranlık

Tanıştığınız her insanın hayatyolculuğunuzda bir misyonu vardır. Şimdi hiç görüşmediğim vakti zamanında daneden görüştüğümü bilmediğim o insanın da benim hayatımdaki misyonu, beniMurakami ile tanıştırması oldu. Bir yılbaşı hediyesi ile beni hem JaponEdebiyatı ile hem de metaforların garip dünyası ile tanıştırdı.

Sahilde Kafka’nın kum fırtınasının kaderi anlattığı, ensest ile reenkarnasyon bağlantısını ve kötülüğün yıkımı ile hayal gücünün kapılarının ardına kadar açıldığı sayfaları, rahatsız ediciliğinin yanında edebi bir zevk veriyor. Murakami kendisini hemen anlatan bir yazar değil, onun metaforlarını anlamak için sayfaların üzerinde incelikli düşünmek, gerekliyse kitabı bir kere daha okumak gerekiyor ama sonunda “yaşamın da aslında bir metafor olduğunu” yazarla birlikte düşünmeye başlıyorsunuz. Sahilde Kafka yazarın okuyucuyu en rahatsız eden kitabı bana kalırsa. Kitap bitince bir rüyadan uyanmış gibi hissettim. Bu nedenle Murakami’yi merak eden herkese -zorluğundan da dem vurarak- öncelikle bu kitabını öneririm.

“Koşmasaydım Yazamazdım” ve ”Mesleğim Yazarlık” denemeleri ile yazar kendi hayatını çok samimi bir dille anlatıyor. Koşarken romanlarını yazdığını, hatta roman yazmak konusunda bildiklerinin çoğunu yollarda, sabahın erken saatlerinde koşarak öğrendiğini, düşüncelerini toparladığını da bu yazılarında öğreniyoruz. Murakami’nin maraton koşarken fotoğrafları da işte böyle anlam kazanıyor onu sevenlerin gözünde. Murakami, bedenini diri ve ayakta tutmak için koşmaya başlar. Hiç kimseye ve alengirli ekipmanlara ihtiyaç duymadan; uygun bir parkur ve ayakkabıyla hareketlenmesi onun için yeterliydi. Benim için koşu en zahmetli sporlardan biriydi o güne dek, onun sayesinde koşmak hakkında daha sıcak düşündüğümü itiraf edebilirim.

Hepimizin bir kuyusu yok mu?

Bir başka metafora hoş geldiniz. Şimdi okuduğunuz Murakami kitaplarını ve kuyuları düşünün. Okumayanlar için ipucu vermeden anlatmak zor olsa da denemeye çalışacağım. Murakami, karakterilerini bazen kuyuya düşürüyor, bazen kuyuyu tercih ettiriyor. Karakterleri, kuyunun dibinde iken ölüm ve yaşam, hayal ve gerçek, gitmek ve kalmak, iyi ve kötü, ışık ve karanlık, geçmiş ve gelecek hakkında düşünüyor. Kuyu her seferinde yeniden doğuşu simgeliyor ama her kuyu birbirinden farklı. Zemberekkuşu’nun Güncesinde merdiveni çekilmiş kuyu ile Kumandanı Öldürmek’teki merdiveni çekilmeye ikna edilen kuyu arasındaki yalnızlık farkı karakterin doğumlarında önemli bir nokta. Kuyu, bazen her insanın iç dünyasında düştüğü boşlukları, bazen paralel evrenleri, bazen yeniden doğuşu anlatıyor hatta bir sayfadan diğer sayfaya anlam değiştiriyor. Belki de hiçbir yalnızlık kuyunun dibi kadar karanlık olmaz diyor. Hikayenin içine yerleştirilen böylesi metaforlar ile her sayfanın anlamı katlanarak artıyor.

Uzun uzun romanlar

35 yıllık meslek hayatında novellalar da yazan denemeler de yazan Murakami, birkaç cilde ayırmak zorunda kaldığı uzun romanlar da yazar. Romanlarını yayınlandıktan sonra okumayan yazar, uzun roman yazmalıyım ya da öykü yazmalıyım diye içine doğduğunu söylüyor. Sahilde Kafka Japonya’da iki cilt halinde yayımlanmış. Zemberekkuşu’nun Güncesi, 1Q84, Kumandanı Öldürmek uzun hatta upuzun romanları.

1200 sayfanın üzerindeki haliyle üç cilt halinde yayınlanan 1Q84 benim için Murakami’nin yazarlık dehasını her sayfada gösterdiği kitabı. Birbirine aşık iki karakteri, gökyüzündeki iki ay ile anlatan sıradışı bir aşk hikayesini anlattığı kitabı son yüzyılın kitapları arasında yer edinmesi gereken bir kitap. Hikayede yer alan gerçeküstü detayların masal ve gerçek detayların birbirinin içine geçerek önümüze sunulduğu kitap gerçek olamayacak kadar saçma, roman olamayacak kadar hayalci.

‘Kumandanı Öldürmek’ ise 800 sayfayı geçen uzunluğu ve içinde geçen edebiyat, müzik, resimler, portreler, ressamlar, tarihi olayları ile bitmesini istemeyeceğiniz bir gizem romanı. Okuyucu bir yandan tablonun gizemini çözerken diğer yandan ressam ile birlikte zihnin kuyularına ve ruh dünyasının tavan arasına yolculuğa çıkıyor.

Murakami’nin gizemli kadınları

Hikayelerinde kadınların rolü çok büyük. Tabi ki gizemli yazarın gizemli kadınları olur. Kendi hikayelerini bulmaya çalışan, karanlık tarafları olan karakterler bazen görünür, bazen görünmez. Mesleğim Yazarlık kitabında “kadın karakter tarafından yönlendirildiğim, onlar tarafından ileriye doğru itildiğim durumların daha çok olduğunu görüyorum” diyen yazarın kadınları tabi ki cinsel anlamda çekici ve akıllı. Erkeklerin takıldığı yerde ilerlemelerini sağlarlar.

Kediler ve Caz

Hep ortalarda dolaşan bir kedi mutlaka vardır, bazen kediler konuşur, çoğunlukla gizemli bir şekilde var olur ve yok olur. İnsan ruhunun tüm gizemli yanları Murakami kedilerinde dile getirilir. Murakami’nin sevdiği bir caz parçasını dinlerken ayaklarının dibine sokulan ve ona ruhunun en karanlık noktalarını anlatan bir kedi okuyucu için zaman zaman korkutucu olabilir.

Murakami gençlik dönemlerinde sahip olduğu barda sevdiği şarkıları çalmış. Genç caz sanatçılarını da bu barda konuk etmiş. Büyük bir caz hayranı olan Murakami 10.000’in üzerindeki plak arşivi ile harika bir koleksiyoner. Müzik dinlemeden çalışamayan yazarın her satırında bir şarkı bulabilirsiniz. Murakami romanlarında geçen şarkılardan oluşan bir listeyi de buraya ayrıca ekliyorum.

Murakami’nin koleksiyonundan 3328 parçayı Masamaro Fujiki Spotify’da listeledi. Ben de bu yazıyı yazarken arka fonda bana eşlik ettiler.

Son Söz

Eğer daha önce Murakami’nin bir kitabını okumadıysanız ondan keyif alabilmek için öncesinde Murakami’yi tanımak, birkaç novellasında yol almak, hatta deneme ve otobiyografileri ile alıştırma yapmak gerekebilir. Ama birlikte yürüyeceğiniz yolda karşınıza çıkanlar size hayatın renklerinin daha parlak ve daha mat yanlarını göstermekle kalmayacak, kütüphanenize ve müzik listenize de göz atmanıza neden olacaktır.