Fantastik bir kahramanı ve ona bağlı olan mitolojiyi oluştururken üzerine cidden kafa yormanız gerekiyor. Boşluklar veya tıkanmalar kesinlikle olmamalı. Yaratılan kahramanın içine düştüğü en zor durumdan bile sağ kurtulabilmesi lazım. Gücünü zaman zaman kaybetse de, geri kazanabilmeli. Çok büyük yenilgilerden sonra tekrar ayağa kalkabilmeli. Sağlam bir geçmişe sahip olmalı; arkadaşları, gizli kimliği derken iş cidden büyüyebiliyor. Kill Bill serisini izleyen hatırlayacaktır; usta oyuncu David Carradine’ın Superman’in mitolojisi hakkındaki monoloğu resmen akıllara kazındı. Zaten bu alanda uzman kalemler çok belli, sizler de biliyorsunuz: Marvel ve DC; gerçekten iki güçlü isim bu alanda. Kendilerine has hayran kitleleri olan bu iki dev, bizleri inanılmaz hikayeler ve kahramanlarla buluşturdular.

Yalnız DC’ye ait öyle bir kahraman var ki, gerçek potansiyeli beyaz perdede keşfedildi ve bir anda dikkat çekti. Tabii burada Jason Mamoa ve inanılmaz karizmasının da hakkını teslim etmek lazım. Evet Aquaman’den bahsediyorum. DC’nin şimdiye kadar ortaya koyduğu en iyi fantastik kahraman filmi ünvanının sahibi. Batman v Superman: Dawn of Justice’ten sonra gönlümüzü geri kazanan DC, bize ikinci bir Aquaman filmi sunacak mı, hep beraber göreceğiz. Peki bu kahramanın mitolojisi acaba başından beri bu kadar etkileyici miydi, yoksa zamanla değişim geçirip mi bu noktaya geldi; biraz da bundan bahsetmek istiyorum.

Kahraman’ın Hikayeleri, Deneyimlerine Dayanır

Aquaman’in 1940’lı yıllardaki maceraları genelde deniz korsanlarını pataklamak ve Nazi denizaltılarını batırmak üzerineydi. Kısacası geçmişine ait bir mitolojidense, aksiyona yönelik bir kahraman olarak kurgulanmıştı. Diğer kahramanlarla kıyaslandığında DC’nin en yavan tipiydi yani. Oysa bu karakterin etrafındaki olanaklar düşünüldüğünde, denizaltındaki güzellikler, dev denizatları, devasa sualtı canavarları gibi zenginlikler vardı. DC’den bu durum kaçmadı zaten, merak etmeyin; ama emin olun, bu karakterin gelişimi uzun yıllar aldı. 1950’li yılların sonlarına doğru çok büyük bir mitolojik değişim geçiren bu kahraman üzerinde, 1980 ve 2011’de son değişiklikler yapılarak bugün hepimizin bildiği Atlantis’in Kralı Aquaman ortaya çıktı. Artur Curry’nin hikayesi olgunlaşırken pek gündeme getirilmeyen gizli konulara dalıyoruz şimdi, hazır olun!

Aquaman’in Arada Uğradığı Atlantis

1941’deki ilk çıkışından bu yana, Aquaman büyük ölçüde Atlantis’in kayıp kıtasıyla olan ilişkisi ile tanımlandı. En eski çizgi romanlarda Aquaman, terk edilmiş krallığın gizli bilgeliği ile ona su altında nefes alma ve deniz yaşamı ile konuşma yeteneği veren ünlü; ama isimsiz bir sualtı kaşifinin oğluydu. 1959’da Aquaman, insan ırkından bir babası ve Atlantis’li bir annenin oğlu olarak yeniden tasarlandı ve sonunda Atlantis’in kralı seçildi. O zamandan beri, bir hükümdar, bir sürgün, bir serseri, bir özgürlük savaşçısı, bir mahkum, bir kanun kaçağı ve Atlantis’e karşı olabilecek her türlü şeydi. Atlantis’in hikayesi yüzyıllar boyunca evrimleşirken, tarihteki ortaya çıkışı Plato ile yaklaşık 2.400 yıl önce oldu. Atlantis denizin derinliklerinde kaybolan gelişmiş ve güçlü bir ulus olarak tanımlandı ve muhtemelen kibire karşı bir uyarı olarak tasarlandı. Plato, Atlantis’i bir efsane veya mecaz olarak tasarlasa da, o zamandan bu yana konsept çeşitli derecelerde ciddiye alındı. Hatta bazı insanlar, meşru bir şekilde Kuzey Atlantik’te kaybolan batık bir kıtaya inanıyorlardı. Halen yaşayan birileri olduğuna inanıp inanmamanız tamamen farklı bir soru. Hayal gücünüze bırakıyorum.

Neden Denizkızı Değil?

DC Comics’in kahramanları genelde kendilerine ait küçük dünyalarında maceralarını yaşarlar. Gotham’da Batman, Metropolis’te Superman’in olması gibi. 1959’da Justice League of America’yla kahramanlar birbirleriyle iletişime geçmeye başladılar. Aquaman ve Superman, açıkça aynı dünyada yaşadıklarında, bazı sorular ortaya çıktı: Aquaman çizgi romanlarındaki Atlantis sakinleri neden insanlara benziyorlar? Peki ya Superman’deki Atlantisliler? En önemlisi Clark’ın kolejdeki kız arkadaşı Lori Lemaris bir deniz kızı mı?

1990 serisi Atlantis Chronicles, bu sorulara bazı yanıtlar getirebildi. Mesela, Atlantis’in insan görünümlü Atlantis’lilerin yaşadığı yer olan Poseidonis’ten bahsedildi. Bu şehirde yaşayan halkın, okyanusun derinliklerinde hayatta kalmak için nasıl denizkızlarına dönüştüğü anlatıldı. Tritonis dahil olmak üzere birçok büyük şehri olan bir kıta olduğu konuşuldu. Tüm bu olaylar Atlantis’in batmasından sonra olmuştu tabii. Bu yüzden Aquaman’ın kendisi Poseidon’luyken Lori Lemaris bir Tritonydu. Bu düzenleme bir dizi süreklilik yeniden başlatıldığında değiştirildi, ancak şu anda insansı ve insansı olmayan Atlantisliler yan yana yaşıyor. Aslında yarı insan, yarı balık olan bu canlılar, çok büyük bir folklorun parçasıdır. Muhtemelen mühürler, mantalar, morslar veya dev kalamarlar gibi deniz hayvanlarından esinlenilmiş bir eser görme şansınız çok yüksektir. Ansiklopedi Britannica’nın açıkladığı, geleneksel folklorik denizkızı güzel ve çekici, ancak genellikle tehlikelidir. Bazen size sonsuz aşklarını sunarlar, bazen de sonunuz olurlar. 300 yıl yaşarlar ve ruhları yoktur. Bu nedenlerden dolayı da Aquaman’in çıkış noktası olmamıştır.

Gücün Simgesi 3 Dişli Mızrak

Aquaman’ın Atlantis’in gerçek hükümdarı olduğunu belli eden bu silah, aslında Poseidon Trident’idir (Neptün Trident’i de denilir). Bu 3 dişli mızrak, mitolojide tanrıya ait bir silah olarak kabul edilir. Deniz suyunu ve havayı kontrol edebilme, yıldırım patlamaları oluşturabilme, hatta gökkuşağı çağırmak da dahil olmak üzere birçok güce sahiptir. Aquaman evreninde 2011’de yapılan son değişiklikten sonra, Atlantis’in ilk kralı tarafından dövülmüş bir silah olarak sunuldu. Ancak silah yine de son derece güçlü olarak kaldı.

Yunan mitolojisinde anlatılan Poseidon’un orijinal silahı, Titan’lara karşı savaşlarına yardımcı olmak için dövülmüş büyülü silahlardan biriydi. Theoi’nin açıkladığı gibi, mızrak Poseidon’un en dikkate değer simgesiydi ve muhtemelen bir balıkçı mızrağına benzemesi gerekiyordu. Orijinal mitolojide, Poseidon mızrağını sualtı depremleri oluşturmak ve fırtına çağırmak için kullanabildi. Bununla birlikte, gökkuşağına dair hiçbir şey yok.

Binek Tarz Olmazsa, Olmaz

Aquaman mitosunun eski çizgi roman ve çizgi filmlerde önemli bir parçası olan, ancak genellikle daha modern kahramanlara göre küçümsenen bir yönü vardı. Bu da Aquaman’ın çok sayıdaki hayvan arkadaşları. Muhtemelen en iyi bilinen, ahtapot arkadaşı da Topo’dur (2018 Aquaman filminde davul çaldığı bir sahne var aklınızda olsun). Ancak çeşitli zamanlarda Ark adlı bir fok, Tusky adlı bir deniz aslanı, Porpy adlı bir yunus ve son zamanlarda ortaya çıkan Salty adında köpeği oldu. Yine de Aquaman çizgi romanları ve çizgi filmlerinin klasik dönemi boyunca tek sürekli arkadaşı, dev bir denizatı olan Storm olmuştur. Bu serilerde, daha küçük ve daha eğlenceli bir denizatı Imp’se kendi binasına sahiptir. Denizatı muhtemelen bir sualtı kahramanının binmesi için en ideal seçim. Storm ve Imp, gerçek bir denizatı olan hipokamp suretindedir ve mitolojik bir imgeye sahiptir. Theoi’nin açıkladığı gibi, hipokamplar (Yunanca “hippokampos’tan,” çarpık at “anlamına gelir), Yunan mitolojisinin çeşitli deniz tanrıları için tercih edilen binekler aslında. Poseidon’un sürdüğü arabayı çeken de bu denizatlarıydı, göndermeye bakar mısınız? Aquaman’deki mitos değişimi nasıl da dikkat çekici ve göndermelerle doldu. Bir anda Okyanus Tanrısı ve Atlantis’in Kral’ı oluverdi.

Aquaman’in Kankitosu, Aqualad

Platon’un açıklamasında Atlantis’le ilgili en dikkate değer şey askeri gücüyken, yüzyıllar boyunca Atlantis’liler hem bilim hem de sihir konusunda güçlü bir medeniyet olarak düşünülmeye başlandı. Aslında, Theosophical Society’ye göre bu ulusun düşüşlerine yol açan Atlantis’lilerin büyü gücüydü. Theosophical Society ‘nin kurucusu Madame Blavatsky, Atlantis’in “Büyücülük karakteriyle işaretlendiğini” dile getirdi. Daha sonraki dönemlerde bu ırk, sihirli güçleri, kötülükleri ve tanrılara meydan okumalarıyla anıldı. Diğer birçok Yeni Çağ ve maneviyatçı grup ve yazar, Atlantis’in çeşitli sihirbaz güçlerinin çoğunu anlattı. Büyü konusu, Aquaman çizgi romanlarının çoğu versiyonunda yer alıyor. Belki de en önemlisi 1990’ların çizgi romanlarında önemli bir unsur olduğu için asla bir tesadüf değildi. Büyü konusu Atlantis’in güçlü büyücülerinden olan Arion’a kadar uzanabildi, o derece. Aquaman’ın gerçek babası olduğu ortaya çıkan sarışın büyücü Atlan’a ne demeli peki? Aqualad olarak bilinen yardımcısı da bu tip güçlere sahip ayrıca. Adam her macerada sağa sola çakıyor büyüleri. Aquaman’ın Poseidonis kenti daha çok bilim tarafına odaklanırken, Tritonis ve Kayıp Şehirlerin diğerleri daha büyü temelli bir toplum olmayı hedefledi. Nedeni sizin de tahmin ettiğiniz gibi, daha çok güç. En azından Aqualad hiç çizgisini bozmadı, buna da şükür.

Aquaman Dünyasını Sarsan Tanrı: Poseidon

Poseidon muhtemelen en tanınmış Yunan tanrılarından biridir. Ne de olsa Dünya’nın dörtte üçünün kralı kendisi. Mitolojide bir nedenden ötürü denizin, depremlerin, kuraklığın ve atların tanrısıdır. Kardeşleri Zeus ve Hades ile birlikte, insan varlığının üç ana aleminden birine hükmeder; kardeşler, Titanlara karşı kazandıkları zaferden sonra kimin nereyi kontrol edeceğini görmek için çok şey yaptılar. Çoğu Yunan tanrısı gibi, Poseidon sadakatinde biraz kararsız olabilir: Truva’lılara abilik edip şehir duvarlarını inşa etmelerinde yardımcı oldu, ancak ödemede cimrilik yaptıklarını görünce onları yok etmek için bir deniz canavarı olan Kraken’i gönderdi. Yani gel arkadaş şu işi bir konuşalım, bir olurunu bulalım falan yok; direk nokta koymacılık. Ayrıca parayı ne yapacaksın? Öfke Kontrolü Terapisi lazım bu Yunan Tanrılarına. Daha sonra Mitolojiye göre Truva Savaşı tabii ki Yunanlıların lehine oldu. Aquaman çizgi romanlarındaki Poseidon, bildiğimiz mitolojiye tamamen ters şekilde düşman olarak tasvir edilir. DC de benzer şekilde tahmin edilemez hikayelerle bu yapıyı dalgalandırabiliyor. 1964’te ortaya çıkan bir hikayede Poseidon, Aquaman’in ilerideki eşi Mera’yı kaçırır. Aquaman “o iş öyle kolay değil” diyerek, zamanda yolculuk yapıp Poseidon’u yenince ancak Mera’yı terkeder. 1990’larda ise Poseidon’un serseri oğlu Triton, Aquaman’le Ocean Master ünvanı için savaştı. Aquaman bu savaşı kazandıktan sonra da Poseidon onu kör etti. Bununla birlikte, Aquaman Poseidon’u Hades’in elinden kurtardığındaysa, kahramanı meşhur zıpkınla ödüllendirdi. Yani sualtında durumlar bayağı bir karışık sizin anlayacağınız. Kim neye kızmış, kim kime kıyak geçmiş belli değil.

Sihirli Ele Sahip Modern Kral Arthur

Aquaman en çok okyanuslar ve evi Atlantis’le ilişkiliyken, birçok hikaye onu yeni yerler keşfetmeye yönlendirdi. Kahramanın asi kişiliğine geçişi bu hikayelerle perçinlendi. Böyle bir hikaye de ilk olarak 2002’de karşımıza çıktı. Aquaman sadece Atlantis’ten değil, tüm okyanustan sürüldü ve baygın bir halde karaya susuz kalması için bırakıldı. Neyse ki, Aquaman’i daha sonra ona Gizli Deniz’in kapılarını açacak olan Gölün Leydi kurtardı. Sadece hayatını kurtarmakla da kalmadı; 1990’ların ikonik zıpkının yerine az sayıda okuyucunun bildiği sudan oluşan büyülü bir elle değiştirdi.

Peki kimdir bu Gölün Leydi’si? Aslında çok, ama çok tanıdık bir efsaneden geliyor bu gönderme. Kral Arthur efsanesinden! Büyük, ama bir o kadar da gizemli bir periydi. Camelot Projesi’ne göre, bazen yardımsever ve bazen de tehlikeli olan belirsiz ve değişken bir figürdür. Vivienne ve Nimue karakterleriyle ilişkilidir. Ayrıca, sadece Lancelot’u yükselten ve Arthur’a ünlü kılıcı Excalibur’u veren kişi değil; aynı zamanda Merlin’i büyüleyen, hapseden ve daha sonra Arthur’un cesedini Avalon’a taşıyan peri kadınıdır. Efsanenin hayranları birden fazla Gölün Leydi’si olduğundan şüpheleniyor. Olabilir! Aquaman çizgi romanlarında da benzer bir şekilde kavranması çok zor bir motivasyonu var ve bu da Kral Artur öğesini Aquaman mitosuna ustaca yerleştiriyor.

Atlantis Tek Kayıp Şehir Değil!

Atlantis, dalgaların altında kalan en ünlü kayıp şehir (bu yüzden Aquaman’da en çok odaklanılan şehir) olsa da, dünya folklorunu dolduran tek efsanevi şehir olmaktan çok uzak. Mythology.net’e göre antik dünyanın bilinen en uzak kuzey bölgelerinde olduğu düşünülen gizemli bir ada olarak tanımladığı Ultima Thule (“en uzak Thule”) var. Bilemiyorum; hiç daha evvel duydunuz mu? Onu bulduğunu iddia eden Yunan kaşif, şehri basit çiftçilerle dolu barbar bir yer olarak nitelendirmiş. Ayrıca, güneş yılda sadece bir kez batıyormuş. Benim uyku düzenim kesin şaşardı bu şehirde, sağ olun; ama ben almayayım.

Aquaman’in 2015’te bir hikayede, çiftçilerle dolu bir Arktik adası yerine, Atlantis’ten sürgün edilen büyücülerin olduğu ortaya çıkan Thule’ye yolculuk ediyor. Son zamanlarda Atlantis tahtından sürülen Aquaman, Thule’den mültecilerle karşılaşıyor ve daha sonra sihirbaz boyutundan gelen bir istilayı durdurmak zorunda kalıyor. Aquaman çizgi romanlarında yer alan diğer efsanevi kayıp şehirlerse, Hy-Brasil, Thierna Na Oge bir İrlanda efsanesi ve çizgi romanlarda güçlü Atlantis sihirbazları ülkesi. Aynı şekilde, Aquaman mitosu Pasifik’te olduğu söylenen teorik (ama kurgusal) batık bir kıta olan Mu topraklarından da yararlandı.

Karizmatik Dövmeler

Aquaman’ın klasik çizgi roman versiyonuyla, DC’nin Genişletilmiş Evren’i arasında bu kahraman özelinde çok önemli bir fark var. Eski turuncu gömlekli sarışın kahraman, artık dövmelerle kaplı bir Hawaiian havasında olmasıdır. Aquaman oyuncusu Jason Momoa’nın Bustle’a yaptığı açıklamada, bu dövmelerin Momoa’nın gerçek hayatta sahip olduğu da dahil olmak üzere önemli bir kültürel anlamı varmış. Film için eklenen dövmeler, Polinezya kültürünün çeşitli su tanrılarını yansıtmak için dikkatle seçilmiş. Çeşitli tasarımlar yapılmış ve korunma için zırhı andıran dövmeler ortaya çıkmış. Güç algısı yaratmak adına Vatoz’un kuyruğunu andıran kısımları da eklemişler. Mızrak uçlarına gönderme yapmadan da bırakmamışlar. 2019 yılında, Momoa’ya biraz daha yakından bakmak için spor yaptığı salona gelen çizerler, dövmeler üzerinde tekrar çalışarak kalıcı olarak kahramana bu dövmeleri eklediler. Bu işaretler gerçekte dövme bile değil aslında: Aquaman’in kahramanlığının bir sembolü olarak Eski Deniz Tanrılarından bir hediye.

Üvey Kardeşi Orm: Ocean Master

Muhtemelen Aquaman’ın en büyük düşmanı, belki de en görkemlisi üvey kardeşi Orm’dur. 1960’lardaki ilk çıkışından bu yana, Ocean Master Arthur’un tahtını gasp etmeye çalıştı. 2018’den beri de yüzeyin altında çalışan Orm, en şaşırtıcı planını denedi. Görünüşte yüzeyde huzurlu bir aile hayatına yerleştikten sonra Orm, genç deniz tanrıçası Lernaea ile (Yunan mitolojik deniz yılanına referans olması var burda) Atlantis tahtını bir süre devirmesinde ve bir sığınak kurmasında yardımcı olur. Atlantis’in evsizlerini de bir tür deneyde kullanarak mutasyona uğramalarını sağlamışlardır. Yeni şehri Dagon’u adlandıran Orm, tüm dünya büyük bir tehlike oluşturuyor. Bu arada Dagon ismi de size yabancı gelmeyecektir. H.P. Lovecraft’ın Dagon isimli hikayesini okuyanlar bu ismi hemen hatırlayacaklardır. Ayrıca hikayeyi okuyanlara tebrikler buradan, oldukça gerici bir hikayedir.

Okuduğunuz gibi fantastik bir dünya yaratmak ve tam ortasına kahramanlar yerleştirmek oldukça zor bir iş. Emek, adanmışlık ve zaman gerektiriyor. Bunu için beslenebileceğiniz birçok tarihsel olaylar, hikayeler mevcut aslında. Diğer yandan başarılı bir mitos ortaya koyabilirseniz de, yıllarca okunuyor ve izleniyor.

Tıpkı benim biramı açıp birazdan izlemeye başlayacağım gibi…